Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Rusya-Ukrayna Savaşına İnsan Gözü ile Bakmak


Sabra Aicha Demir

Bu fotoğraf, Almanya´da ikamet eden değerli üyemiz © Sabra Aicha Demir´e aittir. Kendisinin bize vermiş olduğu izniyle paylaşılmıştır. Sevgili Sabra´ya çok teşekkür ederiz.

 
 
 
 
 
 

TÜRKİYE – ANKARA

 
 

Hacettepe Üniversitesi

 

Prof. Dr. Bülent Yılmaz

 
 
 
prof dr bülent yılmaz_2
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Prof. Dr. Bülent Yılmaz

Ankara – 09 Nisan 2022

 
 
 
 

Rusya-Ukrayna Savaşına İnsan Gözü ile Bakmak

 

Rusya-Ukrayna Savaşı bütün acılarıyla birlikte ikinci haftasını doldururken hem dünyada hem Türkiye’de çeşitli boyutlarıyla tartışılmaya devam ediyor. Savaşın özellikle ekonomik, politik, askeri nedenleri ve olası sonuçları öne çıkarılarak yapılan değerlendirmelerde bir başka tartışma boyutu da bu savaşa karşı, savaş karşıtı kişisel-toplumsal “doğru” tutum ve tavrın nasıl olması gerektiği yönündedir.

Genelde devletlerin ve uluslararası ekonomik, politik, askeri ve ticari örgütlerin Rusya’ya karşı yaklaşımları ağır ekonomik, ticari, politik ve diplomatik yaptırımlar ve kısıtlamalar niteliğindedir. Bunun dışında, ulusal ve uluslararası çeşitli bilim, kültür, sanat, spor kurumları/örgütleri de kendi alanlarındaki etkinlikler bağlamında Rusya’yı dışlayıcı ve sınırlayıcı bazı uygulamaları hayata geçirmektedir. Ancak kültür-sanat alanına ilişkin olarak yapılan tartışmalarda genelde iki soru gündeme gelmektedir. İlki, savaş karşıtı tutum alma Rusya ile yapılan bilim-kültür-sanat-spor etkinliklerini de kapsamalı mıdır? Diğeri ise, eğer kapsayacaksa yaptırımlar için ölçü ne olmalıdır?

Medyaya yansıyan kimi haberlere göre bilim, kültür, sanat alanlarındaki sınırlamalar Avrupa’daki bir üniversitede Dostoyevski dersini yasaklama, yine bu coğrafyada çalışan ünlü bir Rus orkestra şefinin ve kimi başka Rus sanatçı ve sporcuların işlerine son verme, yaptırımları Rus kedilere kadar götürme gibi tuhaf noktalara vardırıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda sıralanan tartışma konuları bağlamında bu savaşa ilişkin en azından bizim kişisel yaklaşımımızı belirleyen, görebildiğimiz ve yok sayamayacağımız temel noktalar/gerçekler şunlar olmuştur:

Her şeyden önce ve her şeyden önemlisi ortada binlerce çocuğun, gencin, kadının, erkeğin, sivilin, askerin, yani insanın öldüğü, acı çektiği, yok olduğu, ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldığı gözyaşı ve kan dolu bir savaş var. Görmemiz gereken temel gerçek budur. Savaş insanlık dışı bir şeydir. İlkesel olarak savaşa amasız-fakatsız karşı çıkmak gerekir. Topraklarına saldırılmadıkça hiç bir jeopolitik ya da stratejik gerekçe savaşı haklı kılamaz. İnsana yakışan, insanca olan savaş değil barıştır ve barıştan yana olmaktır. Unutulmamalıdır ki, savaşla barış arasında yapılacak bir seçim, Albert Camus’nun deyişiyle, cehennemle akıl arasındaki seçimdir. Cehennemi seçmenin sonuçlarını yüzyıllardır yaşamıyor mu insanlık?

Ortada herkesin gördüğü bir başka yalın gerçek de bir ülkenin diğer bir ülkeyi işgal etmesidir. Bunun adı emperyalizmdir. Bir ülkenin bir başka ülkeyi hangi nedenle olursa olsun işgal etmesi kabul edilmez bir şeydir. İşgal karşıtı tavır işgal eden ya da edilen ülkeye ve zamana göre değişmez, değişirse ikiyüzlülük olur. Ancak başkalarının zamana ve zemine göre gösterdikleri ikiyüzlülükler de bizim ikiyüzlülüğümüze neden olmamalıdır. Herkesin ayıbı kendinedir! Ve Kant’ın yaklaşımı ile söyleyecek olursak, akılcı ve insancıl ahlâk, bütün insanlık için doğru olanı istemeyi gerektirir.

Tepkilerimiz işgal eden ülkenin bireylerine ve toplumuna değil devletine yönelik ve kurumsal düzeyde olmalıdır. Yani savaş zamanlarında dahi devletlerle toplumları aynı kefeye koymamalı, devletle-toplum/birey ayrımını yapabilmeliyiz. İşgal eden ülkenin de sıradan ya da bilim insanı, sanatçı, sporcu gibi sivil bireylerine yönelik şiddet, ayrımcılık, ceza, yaptırım vb. doğru değildir ve yapılırsa bunun adı ırkçılık olur. Hele hele evrensel kültürün vazgeçilemez parçası olmuş bilim, kültür, sanat, edebiyat, müzik vb. gibi insani zenginliğe, uygarlığa anlamlı katkılar sağlamış, o ülkenin değerlerini, birikimlerini, kültürünü, insanlarını yok saymak, dışlamak kabul edilemez ve en hafif deyimiyle saçmadır.

Ancak ekonomik, politik, diplomatik vb. dışında savaşı durdurmaya yardımı olacak her türden tavır ve yaptırıma da olumsuz bakamayız. Bilim-kültür-sanat etkinlikleri de buna dahildir. Bir kültür insanı ya da sanatçının savaşı durdurmada tek gücü ve aracı yine kültür-sanattır. O, savaş yokmuş ve orada insanlar acı çekmiyormuş, ölmüyormuş gibi, savaş “çok da sorun değil, biz işimize bakalım!” der gibi, savaşın sorumlusu ülkeye, sorumlusu değilmiş, “savaş başka, kültür-sanat başka” gibi davranamaz. En başta vicdanı, etik ilkeleri elvermez buna insanın. Savaşa neden olanları ve savaşı meşrulaştırmak, saldırganı görmezden gelmek olur bu. Bu yüzden, savaşı durdurmaya katkısı olacaksa, bilim, sanat, kültür, spor etkinliklerinin iptal edilmesi, kurumsal düzeyde sınırlamalar getirilmesi, yaptırımlar uygulanması bize yanlış görünmemektedir. Böyle yapıyorlar demiyoruz elbette ama savaşta insanlar ölürken, çocuklar çığlıklar atarken bilim-kültür insanı ve sanatçılar da savaş yokmuş gibi ıslık çalmayı sürdüremez!

Ancak yine vurgulamakta yarar var: Söz konusu savaş karşıtı tavır çeşitli ülkelerde çalışan Rus kökenli vatandaşlara karşı ayrımcılık ve ceza, Rus kültür-sanatını dışlama/ötekileştirme, yani ırkçılık noktasına asla getirilemez, getirilmemelidir.

Konunun ekonomik, politik, askeri ve ticari pek çok nedeni olabilir. Bunları yok sayamayız ancak bunlar bizim tartışabileceğimiz uzmanlık alanları değildir. Zaten bunu yapan binlerce uzman var! Ve bu nedenler üzerinden yapılan tartışmalarda insanı gözden kaçıran, onu bir ayrıntı gibi gören, konuyu ekonomik-siyasi-askeri “kazanç-kayıp” bakış açısıyla değerlendiren binlerce uzman!

İşte bu yüzden ve hep dediğimiz gibi, toplumsal hayatın hemen her alanında, savaşta-barışta, o ülkede-bu ülkede, o zamanda bu zamanda, o insanlar-bu insanlar için, hiç farketmez, “doğrunun ölçüsü insandır” ve “insan araç değil amaçtır” ilkelerini söyleyebildiğimiz, benimsediğimiz ve hayata geçirebildiğimiz oranda doğru tutum ve davranışları gösterebilir, insanlaşabiliriz.

Batıcı, doğucu, NATOcu, Rusyacı, Avrasyacı, Çinci vb. olmaya, olaya bu gözlüklerle bakmaya gerek yoktur. İnsancıl olmak, insan olmak, “insan gözü” ile bakmak yeter de artar bile.

Kısaca, “esas olan insandır ve gerisi teferruattır” diyebilmektir doğru tutumların kaynağı!

 
 

Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´in bu yazısı ilk kez 11 Mart 2022 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.

Kaynak: Rusya-Ukrayna Savaşına İnsan Gözü ile Bakmak

Blog: https://bulentyilmazblog.wordpress.com
 

İletişim:
Hacettepe Üniversitesi
Prof. Dr. Bülent Yılmaz
Edebiyat Fakültesi
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı
06532 Beytepe, Ankara
Tel: 90 312 297 82 00 – 05
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr

 

Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´e çok teşekkür ederiz. Elinize ve kaleminize sağlık!

 
 
 
 
 
 
 

Hinterlasse einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>