Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili!


Oscar Picazo
 
 

Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili!

 
 
 
 
Prof. Dr. Bülent Yilmaz
 
 
 
 
 
 

Prof. Dr. Bülent Yılmaz

Ankara – 27 Ağustos 2021

 
 
 

Evet, evet bu yazı aşk üzerine değil; aşk ile ilgili bir “vaka” örneği belki.

“Örnek vaka” mı desek yoksa?

Biliyorum, özellikle genç arkadaşlar arasından “yine mi aynı şeyi söyleyeceksiniz?” diyenler olacaktır. Günümüzdekileri küçümseyip, “nerede o eski aşklar muhabbetine mi gireceksiniz?” yollu yakınmalar gelebilir! Yok, yok öyle değil, merak etmeyin! Geçmişe özlem, nostalji, geçmişteki kusurları görmeyip, geçmişi allayıp pullama, bugünü küçümseme değil yazacaklarım!

Neyse, uzatmayalım ve “sadede” gelelim!

Konu, değerli şairimiz Hasan Hüseyin Korkmazgil ve karısı ile ilgili. Geçen gün bir yazı okudum ve çok ilgimi çekti. Korkmazgil, bilirsiniz, “acıyı bal eyledik,” diyen şairimiz. Gerçekten ülkesi uğruna acı çekmiş, çektiklerine acıyı bal eyleyerek dayanmış belli ki. Zor, çok zor zamanlarda yine de iyiden, doğrudan, güzelden ve insandan yana yazmış hep. Umut olmaya çalışmış ülkesi için. 1984 yılında 57 yaşında Ankara’da veda etmiş yaşama.

Okuduğum yazıda ilgimi çeken nokta şu oldu: Karısı Azime Korkmazgil Hasan Hüseyin ile yürüdükleri yirmi yıllık yolun başlangıcı olan ilk bir yıllık süreçte (1963-1964) “birbirlerine her gün yazdıkları ve kavuşmaları sonrası ’kalın tahtadan yapılmış, içi çam sakızı kokulu’ asker valizine numaralayarak birlikte yerleştirdikleri mektupları” yayımlıyormuş. (G. U. Korkmazgil- Cumhuriyet Kitap, sayı: 1645. s.8).

Ne güzel!

Şimdi dikkat: Hasan Hüseyin, sevgilisine bir yıl içinde üç yüz yetmiş zarf dolusu bin sekiz yüz altmış sayfa, evet evet 370 mektup ve tam “1860” sayfa mektup yazmış. Sevgilisi, yani karısı da ona yüz seksen beş (185) zarf içinde bin üç yüz elli yedi (1357) sayfa mektup yazmış ve yüz on iki (112) karşılıklı telgraf çekilmiş.

Mektuplu günleri yaşayanlar, anımsayanlar bilir, kolay iş değildi mektup yazmak. Öyle şimdiki gibi bilgisayar tuşlarına vurarak, ekranda çıkıveren hazır sözcükleri tıklayarak falan olmuyordu. Kalem ile, el yazısı ile yazılıyordu. Zahmetliydi. Kağıt, kalem bul, zarf bul, postaneye git, kuyrukta bekle pul al yapıştır ve gönder. Sonra da yanıt beklemeye başla. Az buz iş değildi.

Evet, zaman geçti, koşullar değişti. Yazmak, yazışmak şimdi başka türlü yapılıyor. Elektronik mektuplaşma var artık. Eskisi gibi yapamayız elbette. Ama şunu düşünmeden ve sormadan edemiyorum açıkçası: Gerçekten şimdi sevgililer duygularını, yaşadıklarını bu kadar zahmete girerek elektronik yolla da olsa yazıyorlar mı birbirlerine? Yani 1860 sayfa tutacak kadar? Yoksa durumu sadece sessiz harfleri kullanarak, 140 karakterlik tweetlerle ve hatta yazmak yerine emojilerle mi “idare ediyorlar”? Bir yanağa öpücük emojisi, seni özledim, seni seviyorum emojisi ve iletişim tamam mı?

“Yok, yazmıyoruz ama her gün, her an saatlerce konuşuyoruz biz de! Artık konuşma, hem de görüntülü konuşma zamanı. Oturup sayfalarca yazacak halimiz yok herhalde! Biz de böyle yaşıyoruz aşklarımızı! O zamanlar öyleymiş, şimdi de böyle!” deyip, “Herkes Hasan Hüseyin ya da Azime Hanım gib ve onlar kadar yazmak zorunda mı, her aşk öyle mi olmalı, her aşkın kendine özgülüğü, farklılığı yok mu, her şey değişirken aşklar aynı kalabilir mi?” gibi sorular duyar gibiyim.

Bilemiyorum, konunun uzmanı değilim. Ancak düşünüyor ve ben de soruyorum: İçinde yaşadığımız hız, geçicilikler ve kolaycılıklar çağında aşkların da bundan nasibini almaması mümkün mü? Eğer öyleyse zahmetsiz, emeksiz, geçici, kolay olan aşk olur mu? Çağımızda aşka izin ve imkân var mı? Ve her şey değişse de aşkın çağlar boyunca değişmeyen bir özü yok mu?

Bizim cepheden de şimdiki gençler cephesinden de soru çok!

Ama ortada bir vaka var: Bir yılda yazılan ve 3217 sayfa tutan 555 mektup var! Aşk olmasa bu kadar olur muydu? Ve bu kadar zahmet, emek olmasaydı aşk olur muydu?

Derslerimde bazen öğrencilerime şakayla karışık söylüyorum: Size “seni seviyorum”u sesli harfleri bile kullanma zahmetine katlanmadan “Sn svyr!” gibi yazandan, bir de şiir okumayandan bir şey çıkmaz!

Ne dersiniz?

 

– Son –

 
 

Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz Bey´in bu yazısı ilk kez 27 Ağustos 2021 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.

Kaynak: Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili!

Blog: https://bulentyilmazblog.wordpress.com
 

İletişim:
Hacettepe Üniversitesi
Prof. Dr. Bülent Yılmaz
Edebiyat Fakültesi
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı
06532 Beytepe, Ankara
Tel: 90 312 297 82 00 – 05
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr

 

Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz Bey´e çok teşekkür ederiz. Elinize ve kaleminize sağlık!

 

Başlık altındaki görsel, ABD´nin Nevada eyaletinde Las Vegas kentinde yaşayan Meksikalı fotoğrafçı Oscar Picazo beye aittir. Kendisinin web sitemiz ve network kurucusumuz Çiğdem Gül´e vermiş olduğu genel izniyle paylaşılmıştır. Oscar Bey´e çok teşekkür ederiz.

 
 
 
 
 

Hinterlasse einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *

Du kannst folgende HTML-Tags benutzen: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>