<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Intercultural Network For The Highly Gifted &#187; Prof. Dr. Bülent Yılmaz</title>
	<atom:link href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/category/prof-dr-buelent-yilmaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.interkulturellhochbegabte.de</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 23:49:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>de-DE</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.2.38</generator>
	<item>
		<title>Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Şu Dâhiler Nasıl İnsanlar?</title>
		<link>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-su-dahiler-nasil-insanlar/</link>
		<comments>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-su-dahiler-nasil-insanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 23:59:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cigdem Guel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Bülent Yılmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.interkulturellhochbegabte.de/?p=32053</guid>
		<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; &#160; &#160; TÜRKİYE &#8211; ANKARA &#160; &#160; Hacettepe Üniversitesi &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz Ankara &#8211; 17 Temmuz 2021 &#160; &#160; &#160; &#160; Şu Dâhiler Nasıl İnsanlar? . Bir süredir “yan okumalar” olarak biyografilere (yaşamöyküleri) yoğunlaştım. [&#8230;]</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-su-dahiler-nasil-insanlar/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Şu Dâhiler Nasıl İnsanlar?</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Prof.-Dr.-Bülent-Yilmaz.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group32053"><img class="aligncenter size-large wp-image-32034" src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Prof.-Dr.-Bülent-Yilmaz-1024x1024.jpg" alt="Prof. Dr. Bülent Yilmaz" width="1024" height="1024" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 50pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> TÜRKİYE &#8211; ANKARA </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Hacettepe Üniversitesi</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group32053"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" alt="prof dr bülent yılmaz_2" width="200" height="300" class="alignright size-full wp-image-32052" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </span></p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ankara &#8211; 17 Temmuz 2021</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="color: #ce0000;"><strong><span style="font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 46pt;">Şu Dâhiler Nasıl İnsanlar?</span></strong></span></p>
<p>.</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bir süredir “yan okumalar” olarak biyografilere (yaşamöyküleri) yoğunlaştım. Oldum olası severim biyografileri. Goethe, Leonardo da Vinci ve Einstein ile ilgili olanlar en son okuduklarım. Bu kişiler genelde “dahi” olarak kabul ediliyorlar. Okurken biraz da bu gözle baktım: Dahi dediğimiz kişilerin ortak ya da benzer özellikleri nelerdir? Bunlar nasıl yaşamışlar? Yaşadıkları bireysel-toplumsal koşullar nedir? Kişilik yapıları nasıl?</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu sorulara ilişkin notlarımı yazmadan önce literatüre de dayanarak birkaç not paylaşmak isterim.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Dahilik kavramı genelde şöyle tanımlanıyor: <em>Herhangi bir alanda, özellikle bilimde, sanatta ve edebiyatta insan zekâsının erişebileceği en üst nokta, yaratıcı kişilik ve güç. Bu türden kişilere de dahi deniyor.</em></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Tanım açısından altı çizilebilecek noktalar daha çok <strong>“olağanüstü, sıra dışı, istisnai zekâ, akıl, yetenek ve yaratıcılık”</strong> gibi görünüyor.<strong> Kısaca olağanüstü, olağandışı yaratıcılık</strong> diyebiliriz belki de dahilik için. Ancak bu yaratıcılık gerçekten olağanüstü, öyle sıradan değil.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu arada “delilik ile dahilik arasındaki çizginin çok ince” olduğunu da duymuşsunuzdur. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Dahilik için hem genetik etkenlerin, hem çevresel etkenlerin (eğitim-kültür yapısı, aile koşulları, yetiştirilme biçimi vb.) ve hem de çok çalışmanın etkili olduğu genelde kabul ediliyor. Bireysel ve eşsiz bir durum tabi.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Dahilere örnek mi? Dahiliği ölçen bir araç ne yazık ki yok. O yüzden bu yönde anılan bazı isimler tartışılıyor. Bu nitelik daha çok yaptıklarına, ürettiklerine bakılarak yükleniyor. Mozart, Beethoven, Einstein, Leonardo Da Vinci, Newton, Kopernik, Kepler, Shakespeare, Tolstoy, Galileo, Darwin, Curie, Michelangelo vb. bunlardan bazıları.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bugüne kadar dünyada yaklaşık 100 milyar insanın doğduğu “yarı-gerçeğini” göz önüne aldığımızda ve dâhilerin sayısının da 100’ü geçmeyeceği tahmini (tümüyle kişisel bir tahmin!) ile düşündüğümüzde “dahi olmanın bir milyarda bir olasılık ya da şans” gibi göründüğü söylenebilir sanki. Hadi 100 değil de 500 olsun; olasılık yine de çok çok düşük.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Dahiler olmasa insanlık bu aşamada olmazdı; bu kesin. Çünkü onlar insanlığı gerçekten ileriye taşıyan, sıçratan, dünyayı değiştiren, uygarlığın şövalyeleri, yıldızları kişiler.</span></p>
<p align="left"><em><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Şimdi okuduğum biyografilere dayanarak dâhiler için, onların ortak özelliklerine, daha doğrusu onları dahi yapan olgulara ilişkin olarak altını çizdiğim noktalar kabaca şöyle:</span></em></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><em> İlk sırada</em> <strong>merak</strong> var bence. Çok yüksek düzeyde, hiç bitmeyen, her an her yerde sürekli merakları var. Bütün yaratıcılıklarının başlatıcısı merak.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><em> İkinci sırayı</em> <strong>tutku</strong>ya vermek gerekir kanımca. Çalıştıkları alan her ne ise bazen hastalık derecesinde tutkulular. Gözleri dünyada başka bir şey görmüyor sanki. Akılları, fikirleri hep yaptıkları işte. Onlara çalışma gücünü, isteğini en çok veren sanırım bu anlaşılamaz derecedeki tutku duygusu.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><em> Üçüncü sıra</em> <strong>çok boyutlu ve herkesten farklı bakma yetenek ve güçleri, becerileri</strong>. Zaten herkes gibi baksalar herkes gibi olurlar, sıradan olurlar. Oysa onlar sıra dışı, olağan dışı, olağanüstü, çok farklılar. Çünkü bizim bakamadığımız gibi bakıyorlar. Mutlaka eleştirel bakıyorlar.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bundan sonrasını sıralamak zor ama hadi dördüncü sıraya <strong>çalışmayı, çok çalışmayı</strong> koyalım. Ancak öyle böyle değil; gerçekten korkunç çalışıyorlar, durmadan, dinlenmeden, hep çalışıyorlar dahiler. Çok çalışmayan, deyim yerindeyse, “deli” gibi çalışmayan bir dahi yok gibi. Örneğin, Mozart. 620 eser yazdığı biliniyor. yüzbinlerce sayfa nota. Cd olarak düşününce 200’den fazla CD edermiş. Üstelik 35 yıllık kısacık ömrüne sığdırmış bu kadar eseri. Yani öyle ki; bir nota yazımcısı haftanın 5 günü 8 saat Mozart’ın eserlerinitemize çekmeye çalışsa, bu uğraş 20 yıl sürermiş. İnanılır gibi değil. (Fazıl Say)</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Özellikle çok çalışmanın ve merakın parçası olarak<strong> araştırma ve gözlem</strong>in yeri de çok büyük dahilikte. İşçilik, ağır işçilik kısmı diyebiliriz buna. Örneğin, Leonardo da Vinci’nin araştırma ve gözlemlerine ilişkin olarak tuttuğu notların ve yaptığı karalama çizimlerin elli bin sayfa tuttuğu belirtilir. Ya da Darwin’in, Goethe’nin bize çok sıradan gelecek konularda binlerce not tuttuğunu görüyoruz.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ve <strong>hayal kurmayı, hayalci düşünmeyi</strong> de dahiliğin özellikleri arasına koyalım. Dahilik olağanüstü yaratıcı düşünce ise bunun en önemli kaynağı hayal gibi görünüyor. Hayal bizde her ne kadar genelde küçümsenirse de yaratıcılığın sınırlarını genişleten, ufuk ötesine taşıyan bir “gerçek.”</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu dâhiler araştırma ve gözlemleri ile elde ettikleri verilere bakıp <strong>derin düşünüyorlar</strong>. Gerçekten derin düşünüyorlar. İcatlarını bu derin, çok derin düşünmeler sonucu yapıyorlar. Zaten başkaca yolu olamaz, değil mi?</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Çok derin düşünmelerinin en önemli parçaları başlangıçta onları araştırmaya ve gözleme de yönelten, meraklarının yansıması sorulardır. <strong>Onlar sürekli soru soruyor ve sorguluyorlar</strong>. Bıkmadan usanmadan sorular soruyorlar. Yani anladığım şu: Soru sormayan dahi olamaz!</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bir diğer önemli özellikleri de <strong>amaca/hedefe yoğunlaşma, yaptığı işe adanmışlık, yüksek düzeyde kararlılık ve işlerini yaşam biçimine dönüştürmeleri</strong>. Hemen hepsinde bu var. Hayatlarında ister istemez zorunlu başka sorumlulukları, işleri de var. Ancak bunları genelde arka plana atıyorlar. Atmayanlar da esas çalışma alanlarından hiç uzaklaşmıyorlar. Kendilerini, hayatlarını o alana adıyorlar. Gerçekleştirdikleri bilimsel, sanatsal etkinlik alanları dışında bir hayatları yok gibi.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Elbette dâhiler doğal olarak hep<strong> yeninin, yeniliğin peşindeler</strong>. Hep yeni bir şey yapmak istiyorlar. Varolanı yinelemek onların hiç ilgisini çekmiyor. Onların derdi yeni ile.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Dahilerin önemlice bir bölümü sanırım <strong>çok yönlü</strong>. Yani ressam aynı zamanda mühendis ve bilim insanı vs. On parmağında on marifet ve hepsinde olağanüstüler. Yaratıcılıkları tek bir alanla sınırlı değil.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Cesaret</strong>i de unutmamak gerek dahilik için. Kendi dönemlerinde yenilikçi ve yaratıcı buluşlar yapmalarına karşı çıkan, ayıp, günah sayan pek çok kişi ve kurum olmuştur. Va<strong>r</strong>olan düzenin ve doğruların değişmemesini isteyen, bu değişimin kendilerine, konumlarına zarar vereceğini düşünen güç sahibi kişiler, kurumlar ya da bilinçsiz halk kesimleri bu yeniliklere ve onların sahiplerine karşı çıkmış ve hatta o dahileri cezalandırmışlardır. Galileo’nun “dünya yuvarlaktır ve evrenin merkezinde değildir” dediği için kilise tarafından ölüme mahkum edildiğini, Leonardo da Vinci’nin ölümle cezalandırılabileceğini bildiği halde çizimleri ve anatomi bilimi için kadavraları cesaretle ama gizli gizli incelediğini biliyoruz.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;">  Sona yazıyoruz ama dâhilerin <strong>genetik olarak olağanüstü yetenek, çok üst düzeyde zekâ ve olağandışı yaratıcı güce sahip oldukları</strong> da açık. Dahiliğin belki de yarısı buradan geliyor. Bu öyle sadece IQ (zekâ düzeyi) ile de açıklanabilecek bir şey değil. Toptan akıl ile ilgili bir şey.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Şimdi buraya kadar yazılanlar, doğal olarak insanda “dâhilerin mükemmel insanlar oldukları, mükemmel kişilik özelliklerine sahip bulundukları” gibi bir beklenti de yaratıyor. Oysa çok küçük bir kısmı böyle; birçoğu bizi şaşırtacak denli olumsuz kişilik özelliklerine sahip. Çok ilginç geliyor bana gerçekten. Ayrı tutmak gerek bu durumlarını. Ya da şöyle söylemeliyiz: <em><strong>Dahiler aynı zamanda mükemmel insanlar olmayabilirler!</strong></em> Bu durum can sıkıcı olmakla birlikte onların dahiliklerini yok etmiyor! İnsan, her durumda insandır! Ne yapalım?</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yazıyı nasıl bitirmeliyiz?</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu saatten sonra dahi olacak halimiz yok. Yani kendimiz için ya da örneğin anne-baba, öğretmen olarak çocuğumuz, öğrencimiz için dahiliği hedeflemeyebiliriz. Belki hedeflenebilecek bir şey de değil gerçekten. Ancak yukarıda dâhilerin özellikleri olarak sıralanan noktaları kendi adımıza ya da çocuklarımız için belirli ölçüde yaşama geçirmeye çalışabiliriz. Ve hatta çalışmalıyız. Böylece dahi olamayız/olamazlar belki ama üretken bir yaşamımız ve yapımız olabilir. Bu da fena bir şey değildir herhalde.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kısaca, <strong>çocuğumuzun meraklı, tutkulu, düşünmeyi ve düş (hayal) kurmayı beceren, farklı bakan, çalışmayı seven, soru soran, araştıran ve gözlemleyen, bir hedefe yoğunlaşan, yenilikçi/yaratıcı, çok yönlü bir kişiliğe sahip olması için uğraşabiliriz</strong>. Becerebildiğimiz kadarı bize yeter.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Keşke ulusal eğitim sistemimiz de böyle yapabilse ve kültürel değer yargılarımız bunları desteklese!</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sıradan olmaktansa, bir parça farklı olmak daha iyi değil mi? Üstelik dâhiler bunun ipuçlarını veriyor.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> O vakit, bu zorlu yolculukta herkese kolay gelsin!</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&#8211; Son &#8211;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´in bu yazısı ilk kez 11 Kasım 2019 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>Kaynak:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2019/11/11/su-dahiler-nasil-insanlar/" target="_blank"> &#8222;Şu Dahiler Nasıl İnsanlar?&#8220;</a></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Blog:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com" target="_blank">https://bulentyilmazblog.wordpress.com</a> </span></span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>İletişim:</strong><br />
<strong>Hacettepe Üniversitesi</strong><br />
<strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz</strong><br />
Edebiyat Fakültesi<br />
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı<br />
06532 Beytepe, Ankara<br />
Tel: 90 312 297 82 00 &#8211; 05<br />
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´e çok teşekkür ederiz.<br />
Elinize ve kaleminize sağlık! </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-su-dahiler-nasil-insanlar/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Şu Dâhiler Nasıl İnsanlar?</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-su-dahiler-nasil-insanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Bülent Yılmaz: “İnsanlığın Kardeşliği” ya da Beethoven 250 Yaşında</title>
		<link>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insanligin-kardesligi-ya-da-beethoven-250-yasinda/</link>
		<comments>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insanligin-kardesligi-ya-da-beethoven-250-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 23:50:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cigdem Guel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Prof. Dr. Bülent Yılmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.interkulturellhochbegabte.de/?p=32061</guid>
		<description><![CDATA[<p>Ludwig Van Beethoven&#8217;ın Joseph Karl Stieler tarafından 1820 yılında yapılmış tablosu. / Painting of Ludwig Van Beethoven by Joseph Karl Stieler made in the year 1820. / Gemälde von Ludwig Van Beethoven von Joseph Karl Stieler aus dem Jahr 1820. / From Wikimedia Commons, the free media repository: &#62;&#62; Link &#60;&#60; &#160; &#160; &#160; &#160; [&#8230;]</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insanligin-kardesligi-ya-da-beethoven-250-yasinda/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: “İnsanlığın Kardeşliği” ya da Beethoven 250 Yaşında</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Beethoven.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group32061"><img class="aligncenter size-full wp-image-32049" src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Beethoven.jpg" alt="Beethoven" width="1200" height="1443" /></a><br />
<span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 14px;">Ludwig Van Beethoven&#8217;ın Joseph Karl Stieler tarafından 1820 yılında yapılmış tablosu. / Painting of Ludwig Van Beethoven by Joseph Karl Stieler made in the year 1820. / Gemälde von Ludwig Van Beethoven von Joseph Karl Stieler aus dem Jahr 1820. / From Wikimedia Commons, the free media repository: &gt;&gt; <span style="text-decoration: underline;"><a href="https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=165990" target="_blank">Link</a></span> &lt;&lt; </span><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 50pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> TÜRKİYE &#8211; ANKARA </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Hacettepe Üniversitesi</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group32061"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" alt="prof dr bülent yılmaz_2" width="200" height="300" class="alignright size-full wp-image-32052" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </span></p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ankara &#8211; 17 Temmuz 2021</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="color: #ce0000;"><strong><span style="font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 33pt;"> “İnsanlığın Kardeşliği” ya da Beethoven 250 Yaşında </span></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Onlar, hayatı güzelleştiren, insanlığı ileriye taşıyan, sıçratan, yücelten ve belki de tarihi en çok yapanlardır. Onlar, bize hayatı sevdirenlerdir. Onlar, ne batılı ne doğulu ne kuzey ne de güneylidir ya da onlar her taraflıdır. Onlar, insanlığın ortak evrensel değerleri ve uygarlığın yaratıcılarıdır. Onlar hepimizindir, insanlığındır. Onların ayırıcı hiçbir özelliği yoktur; tam tersine onlar insanlığın birleştiricileridir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Onlar, insan ruhunu ve aklını büyüten güzelliğin mimarlarıdır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Onlar, dâhilerdir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ve işte onlardan birisi <strong>Ludwig van Beethoven</strong>’dır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> 2020, bu müzik dâhisinin doğumunun 250. yılıdır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Koronavirüs pek çok güzel şeyi arkalara attı; Beethoven’ı da tabi! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ama koronavirüse inat biz yine de analım dahi besteciyi. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu çerçevede Fırat Kutluk Hoca’nın hacmi sınırlı ama içeriği son derece güçlü olan ve H2O Kitap’tan 2020 yılında yayımlanmış “<em>Beethoven</em>” kitabından aldığım notları çok küçük eklemelerle paylaşmak isterim.</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Beethoven 1770-1827 yılları arasında yaşamış Alman bestecidir. Daha doğrusu bir müzik dâhisi. Bonn’da doğmuş. Bugün 250 yaşında! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Beethoven çok önemlidir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Müzikte “Beethoven öncesi ve Beethoven sonrası” vardır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yaşadığı dönem “Beethoven Çağı” olarak adlandırılır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ondan önce ve onun döneminde müzik, sarayın ve aristokratların (soyluların) elindeydi. Besteciler bir anlamda onların hizmetindeydi. Saray ve soylular ısmarlıyor, sipariş veriyor, besteciler de besteliyorlardı. “Saray müzisyeni” ya da “kilise bestecisi” gibi tanımlamalar vardı o dönemlerde. Oysa Beethoven kendi müziğini seslendirdi ve sattı. Canının istediği zaman ve istediği biçimde yazdı. Saray hizmetlilerinin giydiği üniformayı giymediği, aslında kimsenin üniformasını giymediği söylenir. Bu nedenle müzik tarihinin en saygın ve baskın bestecisi olarak anılır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> “Yaşadığı dönemin ürünüdür,” o. Aklı, bilgiyi ve insancıllığı temel alan Aydınlanma döneminin ve düşüncesinin Beethoven’a etkisi çok büyüktür. O, özgürlükçü, cumhuriyetçi ve hümanist, yani aydınlanmacıdır. Bu nitelikleri müziğine de yansımıştır. Yazar Kutluk, “Beethoven’a giden yol Aydınlanma döneminin taşlarıyla döşelidir,” der. Bu nedenle şanslı bir dönemde yaşadığı söylenir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Antik Roma’da üst sınıf yurttaşa verilen ad olarak “klasik” sözcüğünün müzikteki en bilinen karşılığı “mükemmellik”tir. Beethoven, Haydn ve Mozart ile birlikte 18-19. yüzyılları kapsayan ve “Viyana Klasikleri” olarak anılan üç isimden birisidir. Ancak kendisi klasik dönemden sonra gelen romantik akımın da önemli temsilcisi olarak kabul edilir. Bir başka deyişle, klasiklerden romantiklere geçişin sanatçısı sayılır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Müziği köklü değişiklikler içerdiğinden, yeni teknikler kullandığından, örneğin senfonik bir eserde (<em>9. Senfoni</em>) koronun kullanılması ya da bir kadının operaya ya da senfonik şiire konu olması Beethoven ile başlamıştır. Bu nedenle müzikte “devrimci” olarak nitelenir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yaşamının önemli bir bölümünde işitme duyusunu yitirmiş olarak besteler yapar. İnanılmaz bir durumdur bu. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yaşadığı dönemin Alman edebiyat devi Goethe ile tanışmıştır; ancak onun hakkında ciddi eleştirileri olmuştur. “Yazarlıktan aldığı haz saray atmosferinden aldığı hazdan daha az!” der ve Goethe’yi soylulara dalkavukluk yapmakla suçlar. Gerçi Goethe de onun için “yabani” nitelemesini kullanır. Aydın aydının her dönemde kurdudur işte! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Beethoven’ın tüm eserleri birbirinden ünlü ve değerlidir ancak en bilinenleri <em>3. Senfoni, 9. Senfoni ve Ay Işığı Sonatı</em>’dır.</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Beethoven’in <em>Eroica </em>ismiyle anılan <em>3. Senfonisi</em>’ni Avrupa’ya demokrasi getirdiği gerekçesiyle Napolyon’a adadığı biliniyor. Ancak Napolyon’un imparatorluk tacını giymesinin ardından bu durumu kabul etmeyerek, kararından vazgeçer. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Ay Işığı Sonatı / Moonlight Sonata</strong><br />
Kaynak ve genel izin: <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Ludwig_van_Beethoven" target="_blank">https://tr.wikipedia.org/wiki/Ludwig_van_Beethoven</a> </span></span></span></p>
<p><!--[if lt IE 9]><script>document.createElement('audio');</script><![endif]-->
<audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-32061-1" preload="none" style="width: 100%; visibility: hidden;" controls="controls"><source type="audio/ogg" src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Beethoven_Moonlight_1st_movement.ogg?_=1" /><a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Beethoven_Moonlight_1st_movement.ogg">http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Beethoven_Moonlight_1st_movement.ogg</a></audio><br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> En beğendiğim eserler arasında yer alan <em>Ay Işığı Sonatı</em>’nın da bir hikâyesi olduğu söylenir. Bir rivayete göre Beethoven bir arkadaşıyla sokakta yürürken, gelen piyano sesini izler ve sesin geldiği evin kapısını çalar. Piyanoyu çalan genç kızın kör olduğunu öğrenince onunla sohbet eden Beethoven, genç kızın hiç ay ışığını görmediğini söylemesi üzerine bu ünlü eseri besteler. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> <em>9. Senfoni</em> ise Betthoven’ın zirvesi sayılabilir. Bu eserini ölümünden üç yıl önce yazmıştır. 14 yılda 8 senfoni besteleyen Beethoven daha sonra on yıl boyunca ilginç biçimde bu türe hiç el atmaz ve bu on yılın ardından besteler <em>9. Senfoni</em>’yi. Üstelik işitme kaybının en ağır olduğu dönemdir bu dönem. Eser çok merak edilir. İlk kez senfonik bir eserde koro ve insan sesi kullanılır. Senfonide Schiller’in şiirinden dizeler kullanır ve <strong>eserin teması</strong> “<em>İnsanlığın Kardeşliği</em>”dir.  Beethoven’ın hümanist yanını en çok yansıttığı eserdir bu nedenle. Eser, Schiller’in şiiri ve Beethoven’ın müziği olarak ortaya çıkar ancak daha sonra bu niteliği çok aşar. Özellikle koronun yer aldığı son bölümün akılda kalıcı ezgisi, müzik tarihinin “en bilinen ezgisi” unvanını alır. Eser ilk kez Viyana’da seslendirilir ve orkestrayı kendisi yönetir. Konser bittikten sonra arkasında kalan izleyici alkışlarını duyamaz. Bir orkestra üyesi kolundan tutarak onu izleyicilere doğru döndürür ve müthiş alkışları göresini sağlar. CD sürelerinin 74 dakika ile sınırlı tutulmasının nedenin de Beethoven’ın <em>9. Senfonisi</em> olduğu söylenir. Çünkü eser 74 dakika sürer. Ünlü şef Karajan eserin kesintisiz dinlenebilmesi gerektiğini söyler ve bu öneri Sony ile Philips’in cd teknolojisi çalışmalarını süre açısından yönlendirir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Beethoven, politik bir besteci ve  “romantik bir devrimcidir.” Hatta <em>Fidelio</em> operasından dolayı tarihin ilk politik bestecisi olarak kabul edilir. Onun bir aydınlanma kişisi ve cumhuriyetçi olduğu, bunu yapıtlarında yansıttığı,  Müzikte Mozart ile başlayan “bir şeyler söyleme isteğinin” Beethoven ile doruğa ulaştığı dile getirilir. Beethoven’ın politik niteliği kuşkusuz yaşadığı dönem ile yakından ilgilidir. Fransız Devrimi olduğunda 18 yaşındadır ve “o, devrimle restorasyon arasında yaşamıştır.” Bonapart’ı önce sever, sonra nefret eder ve Viyana’yı işgal etmesine karşı <em>5. Piyano Konçertosu</em> ile politik bir yanıt verir. Kendisinin ve müziğinin politik niteliği onun ve müziğinin çeşitli ünlü kişiler tarafından politik amaçlarla kullanılmasına da neden olur. “Herkesin kendisine göre bir Beethoven’ı” olmuştur. Alman liderleri kendilerine simge olarak sürekli Beethoven’ı seçmiş ve ideolojilerini destekleyen bir unsur olarak kullanmışlardır. II. Reich sürekli Beethoven ile anılır, Hitler’in doğum günleri onun müziği ile kutlanır. Bismarck Beethoven dinler, Friedrich Engels onun müziğine hayrandır. Beethoven II. Wilhelm döneminin de baskın bestecisidir. Alman Komünist Partisi onun müziği ile sınıf savaşımı arasında ciddi bağlantılar olduğunu söyler. Clara Zetkin bestecinin yaşamı ile ilgili çalışmalar yapar. Ancak ilginçtir ki, <em>9. Senfoni</em> Naziler tarafından pek tutulmaz. Çünkü onun teması “insanlığın kardeşliği”dir ve bu tema ırkçı parti ideologları tarafından kabul görmez. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışında da Beethoven müzikleri çalar. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Herkesin birbirinden farklı Beethoven’larının olması onun gücünün belki de en önemli göstergesidir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Beethoven hiç evlenmez ama aşksız da kalmaz ve genelde yüksek sınıftan kadınlarla birlikte olur. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kişilik olarak biraz kaba, sözünde durmaz ve öfkeli olduğu söylenir. Belki de hak ettiği bir egodur. Yaşadığı dönemde çok sevilen, en popüler bestecidir. Çünkü müzik zevkinin egemenliğini soylulardan kurtarır, orta ve alt sınıflara ulaştırmıştır.</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ve müzikte hiçbir şey Beethoven’dan sonra eskisi gibi olmamıştır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Grove, “bir daha ikinci bir Beethoven göremeyeceğiz,” der. Romantik benzetmeler de yapılır Beethoven için ve onu Shakespeare’in kardeşi ilan ederler. Eserleri her dile çevrilir. Avrupa Birliği’nin marşı, <em>9. Senfoni</em>’den ilham alınarak bestelenir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ölümsüzlük böyle bir şey olsa gerek: 250 yıldır yaşıyor olmak ve daha nice 250 yıllar yaşayacak olmak! 250 yıl önce yazdıklarının hâlâ tüm dünyada dinleniyor ve daha nice 250 yıllar boyu dinlenecek olması ya da. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> O, insanlığa sunulmuş müthiş bir armağandır. Kulakları duymayan bir dâhinin kulaklarımıza üflediği, ruhumuzu besleyen, büyüten olağanüstü armağanlardır onun besteleri! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu yazı ile dâhi besteciye küçücük bir teşekkür edelim ve “insanlığın kardeşliği” adına 9. Senfoni ile Ay Işığı Sonatı’nı dinlemeye koyulalım! </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&#8211; Son &#8211;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´in bu yazısı ilk kez 12 Kasım 2020 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>Kaynak:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2020/11/12/insanligin-kardesligi-ya-da-beethoven-250-yasinda/" target="_blank">“İnsanlığın Kardeşliği” ya da Beethoven 250 Yaşında</a></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Blog:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com" target="_blank">https://bulentyilmazblog.wordpress.com</a> </span></span></span><br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>İletişim:</strong><br />
<strong>Hacettepe Üniversitesi</strong><br />
<strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz</strong><br />
Edebiyat Fakültesi<br />
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı<br />
06532 Beytepe, Ankara<br />
Tel: 90 312 297 82 00 &#8211; 05<br />
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´e çok teşekkür ederiz. Elinize ve kaleminize sağlık! </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insanligin-kardesligi-ya-da-beethoven-250-yasinda/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: “İnsanlığın Kardeşliği” ya da Beethoven 250 Yaşında</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insanligin-kardesligi-ya-da-beethoven-250-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Beethoven_Moonlight_1st_movement.ogg" length="0" type="audio/ogg" />
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Bülent Yılmaz: İnsan Hakları: &#8222;İnsanız, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!&#8220;</title>
		<link>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insan-haklari-insaniz-insanca-yasamak-istiyoruz/</link>
		<comments>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insan-haklari-insaniz-insanca-yasamak-istiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Oct 2023 22:53:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cigdem Guel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Human Rights]]></category>
		<category><![CDATA[Menschenrechte]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Bülent Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.interkulturellhochbegabte.de/?p=36770</guid>
		<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; TÜRKİYE &#8211; ANKARA &#160; &#160; Hacettepe Üniversitesi &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz Ankara &#8211; 24 Ekim 2022 &#160; &#160; &#160; &#160; İnsan Hakları: &#160; “İnsanız, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!” &#160; &#160; Hayır, bu [&#8230;]</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insan-haklari-insaniz-insanca-yasamak-istiyoruz/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: İnsan Hakları: &#8222;İnsanız, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!&#8220;</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Trevor-Cole_11.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group36770"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Trevor-Cole_11.jpg" alt="Trevor Cole_1" width="2048" height="1366" class="aligncenter size-full wp-image-36768" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 50pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> TÜRKİYE &#8211; ANKARA </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Hacettepe Üniversitesi</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group36770"><img class="alignright size-full wp-image-32052" src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" alt="prof dr bülent yılmaz_2" width="200" height="300" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </span></p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ankara &#8211; 24 Ekim  2022 </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;" align="left"><span style="color: #733f3f;"><strong><span style="font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 46pt;"> İnsan Hakları: </span></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;" align="left"><span style="color: #733f3f;"><strong><span style="font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 36pt;"> “İnsanız, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!” </span></strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Hayır, bu bir slogan değil; en azından burada, başlık olarak o niyetle yazılmadı.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Televizyondaki haberlerde bir vatandaş kendisiyle röportaj yapan gazeteciye şöyle söylüyordu: “İnsanız, insanca yaşamak istiyoruz! Bu bizim hakkımız!” Bu cümleler, aslında, “insan hakları” kavramının felsefi temeline ışık tutan, bu kavramı özetleyen ifadelerdir. O kişi, bunu sadece ekonomik bağlamda söylemiş olsa da, insan hakları kavramı kabaca böyle açıklanabilir. İnsan olabilmemiz, insanca yaşayabilmemiz için sahip olmamız gereken haklardır insan hakları. Daha açık deyişle, insan hakları, insan olmamızı sağlayan gereklilik ve koşullara ilişkin istemlerimiz, taleplerimizdir. İnsan hakları, insan olma haklarımızdır. Çok kabaca söylemek gerekirse, insan hakları olmadan insan olamayız, insanca yaşayamayız.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Böyle bakıldığında, insan hakları, evet bir yanıyla öyle olmasına karşın, sadece siyasal ve ideolojik zeminde tartışılabilecek bir konu gibi görünmemektedir. En başta, konunun felsefi içeriği konuşulmalı ve anlaşılmalıdır. İnsan haklarının ne anlama geldiği, neden önemli olduğu, nereden kaynaklandığı, bu hakların neler olduğu, insanın neden bu haklara sahip olması gerektiği ve elbette insanın ne olduğu gibi soruları içeren felsefi temel çok önemlidir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kuşkusuz, insan hakları, içinde bulunduğumuz çağda insanlığın çektiği acılar, yaşadığı savaşlar, göçler, açlık, yoksulluk, eşitsizlik, terör gibi evrensel sorunlar çerçevesinde düşünülmesi gereken bir kavramdır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Çok zor olduğunun farkındayım ama konuyu, okuduğum ve sözcüğün tam anlamıyla doyurucu olan iki kaynaktan (Tepe, 2018 ve Kuçuradi, 2008) altını çizdiğim, yararlandığım, alıntıladığım ifadeler çerçevesinde irdelemeye ve tartışmaya çalışacağım.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yeniden ve kısaca tanımlayarak başlayabiliriz.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları, insan olabilmemizi, insanca yaşayabilmemizi sağlayacak gereklilikler ve zorunlu koşullar, bu gereklilik ve koşullara ilişkin istemler ve haklardır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları insandan yola çıktığı, insanı temel aldığı için doğal olarak bir insan anlayışına dayanmak, “insan nedir?” sorusundan ve bir insan tanımından yola çıkmak durumundadır. </span></p>
<p>İnsan hakları anlayışı, insanı “değerli” ya da aynı anlama gelmek üzere “onurlu” bir varlık olarak görür, bu kabulden kök alır. İnsanın değeri ya da onuru, onun diğer canlılarda bulunmayan, kendine özgü özellikler ve olanaklar varlığı olmasından kaynaklanır. Bilim, teknoloji, sanat, hukuk, felsefe gibi kültür alanlarında somut ürünler veren; adalet, eşitlik ve özgürlük gibi etik değerleri olan, bu değerlerle yaşayan varlıktır o. Bu ürünler ve değerler, aynı zamanda, yansımalarını ve sonuçlarını hayatımızda gördüğümüz ve yaşadığımız insanın kendine özgü özellik ve olanaklarından kaynaklanan başarılarıdır. Bu özellik ve olanakları insanı onurlu kılar. Bir başka deyişle, insanın onuru/değeri, onun kendine özgü özellikler ve olanaklar varlığı olmasından gelir. Bu durumda insanın bu değerinin/onurunun korunması gerekir. Çünkü değerli olan her şey korunur, korunmalıdır. İşte, insan hakları, insanın sözü edilen değerini/onurunu koruyan haklar, bu hakları dile getiren etik ilkelerdir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Hemen birkaç belirlemede bulunalım:</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları, kişinin sadece insan olmasından dolayı sahip olduğu haklardır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları meselesi, insan onuru, insanın onurunu/değerini koruma meselesidir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları, insanı koruyan haklardır. Ve insanı korumamız için neleri yapıp, neleri yapmamamız gerektiğini, insana nasıl davranmamız gerektiğini söyler insan hakları.</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları yoksa sahip olduğumuz insani özellikleri ve olanakları koruyamaz, gerçekleştiremez ve geliştiremeyiz. Daha açıkçası, insan hakları olmadan, insan olabilmemiz, insan gibi yaşayabilmemiz olanaklı değildir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları, insan olmanın, yani insanca bir yaşam sürmenin zorunlu koşullarını dile getirir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Konuyu bir örnekle somutlaştırmaya çalışalım.<br />
İnsan hakları, insanın, onu onurlu/değerli kılan özellik ve olanaklarını gerçekleştirebilmesinin, insan olabilmesinin zorunlu koşullarını, gerekliliklerini dile getirir demiştik. Örneğin, teorik olarak, her insanın yasal olarak seyahat etme ya da ev alma olanağı vardır; kimse bunu engelleyemez. Ancak seyahat etmek ya da ev almak için gerekli ekonomik koşullara sahip değilse bu olanağı gerçekleştiremez, dolayısıyla seyahat edemez ya da ev alamaz. Benzer bir örneği sağlık üzerinden de verebiliriz. Her insanın teorik olarak sağlıklı yaşama olanağı vardır. Bu engellenemez. Ancak insan sağlıklı yaşama koşullarına, örneğin yeterli sağlık hizmetlerine, temiz hava ve suya, yeterli yiyeceğe, sağlık için yapacağı harcamaları karşılayacak gelire sahip değilse, bu zorunlu koşullar ya da gereklilikler sağlanmadıysa sağlıklı yaşama olanağını gerçekleştiremez. İşte, insan hakları, insanca yaşayabilmek için gerekli ve zorunlu koşulları haklar olarak dile getirir, ister, talep eder; bu gereklilik ve koşulları ilkeler olarak ortaya koyar.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kısaca, insan haklarının amacı, insanı, insan onurunu korumak, onun zarar görmemesini sağlamaktır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları, aslında hümanizmin de temel ilkeleridir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;">Peki, insan hakları dediğimiz haklar nelerdir, hangileridir?</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan haklarının neler olduğu konusunda bakılan (referans alınan) uluslararası ana belge kuşkusuz 1948 yılında kabul edilen, Türkiye’nin de imzasının bulunduğu ve 30 maddeden (etik ilkeden) oluşan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’dir. Özellikle 2. Dünya Savaşı sürecinde, dünyada, en başta yaklaşık 60 milyon insanın öldüğü savaşın kendisi olmak üzere, yaşanan insanlık dışı durumlar nedeniyle yayımlanan bu bildiri, insan hakları konusunda hem genel bir felsefe (yaklaşım) ortaya koyar hem de çeşitli insan haklarını sıralar.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu bildirgenin “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.” biçiminde yazılmış 1. maddesi ile birlikte ilk 5 madde yukarıda sözü edilen güvenlik, yaşama ve dokunulmazlık haklarını ilkesel olarak dile getirir. Daha sonraki maddeler ise diğer temel haklar ile ikincil grup insan haklarını açıklar. Bildirge’deki tüm haklar insanlık ailesinin tüm üyeleri için ayrım gözetilmeksizin geçerlidir. Yani evrenseldir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ayrımı çok zor olmakla birlikte, insan hakları, genelde, temel (birincil) insan hakları ve diğer (ikincil grup) insan hakları olarak iki bölümde düşünülmektedir. Temel insan hakları, Bildirge çerçevesinde de aktarıldığı gibi, bedensel güvenlik hakkı/yaşama hakkı ya da dokunulmazlık hakkı, yaşamın sürdürülmesi ile ilgili haklar olarak adlandırılan haklardır. Yaşamı sürdürme hakları da genellikle temel haklar olarak kabul edilir. Diğer (ikincil) grup haklar çeşitli sosyo-ekonomik ve kültürel haklarıdır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Temel insan hakları, insan olabilmek için, insanca yaşayabilmek için altına düşülemeyecek bir çizgidir. Temel haklar, aynı zamanda, diğer insan haklarının da kullanılmasının kendisine bağlı olduğu haklardır. Temel haklar yoksa ya da yaralıysa diğer tüm haklar tehdit altındadır. Bir başka deyişle, temel haklar olmadan diğer haklar korunamaz ve kullanılamaz; yaşama/varolma, dokunulmazlık ya da güvenlik hakkı olmadan diğer haklardan yararlanılamaz. İnsanın haklarını kullanabilmesi için öncelikle yaşaması gerekir çünkü. Bu haklar, insan olmanın, insanca yaşamanın zorunlu temel koşulları ve gereklilikleridir kısaca.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Somut olarak söylemek gerekirse, temel insan haklarımız yaşama hakkı ile bu hakkı sağlayan bedensel güvenlik/dokunulmazlık hakkıdır. Temel insan hakları, insanın öldürülemeyeceği, işkence yapılamayacağı, tecavüz edilemeyeceği, darp edilemeyeceği, teröre, katliama maruz bırakılamayacağı vb. gibi insanın yaşama hakkını ortadan kaldıracak, onun doğrudan bedensel güvenliğini, dokunulmazlığını yok eden somut eylemlere ya da davranışlara göndermede bulunur.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kişinin ekonomik gelir, çalışma (iş), sağlık, eğitim, barınma, temiz çevre hakkı gibi hakları da çoğunlukla temel insan hakları kapsamında sayılır. Çünkü bir kişinin varlığını sürdürebilmesi, insanca yaşayabilmesi için bu haklara sahip olması zorunludur. Bu haklarda dile getirilen koşullar ve gereklilikler sağlanmadan insan gibi yaşaması ve hatta yaşaması, varlığını sürdürmesi olanaklı değildir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İkincil grup insan hakları da özgürlük, adalet, eşitlik, dil, seyahat, düşünce, inanç, vicdan, aile, mülkiyet, seçim, örgütlenme, kültür ve ödevler gibi yaşam alanlarımızdaki haklardır. Kuşkusuz, bunların ikincil grup haklar olması daha az önemli olduğu, olmasa da olur denilebilecek haklar anlamına gelmez. Özgür olmadan, eşitlik, adalet hakkı, kültürel yaşama katılma hakkı olmadan nasıl insanca yaşarız? Ayrıca bu grupta sayılan sosyal, ekonomik ve siyasal haklar olmadan da temel haklar korunamaz.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;">İnsan hakları, kuşkusuz hukuksal bir kavramdır. Zaten, hukuk, haklar anlamına gelir. Dolayısıyla, insan hakları sorunu hukuk sorunu demektir. Toplumsal yaşamın haklar temelinde<br />
 sürdürülmesini sağlar hukuk. İnsan hakları da doğal olarak hukuk içindedir, onun kapsamına girer. Ancak hukuk-insan hakları ilişkisi sadece bununla sınırlı kalmaz. Toplum yaşamını düzenleyen hukukun, tüm kurallarının, yasalarının, yaklaşımlarının insan hakları felsefesine dayanması gerekir. İnsan haklarını öncelemeyen, ona yaslanmayan hukuk, insanı ve dolayısıyla insanın onurunu koruyamaz. Diğer bir deyişle, insan hakları felsefesine dayalı bir hukuk insan haklarının en önemli koruyucusu olur. Pozitif hukuk insan haklarının yasallaştırılmış hali, onları koruma mekanizmasıdır. Ancak bunun için, önce insan hakları ile ilgili ilkeler belirlenmeli, kabul edilmeli ve sonra bu ilkeler temelinde pozitif hukuk oluşturulmalıdır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları ile ilgili önemli bir başka nokta da, onların, evrensel haklar olma niteliğidir. İnsan hakları Bildirge’de de belirtildiği üzere, insanlık ailesinin dünyanın her yerinde yaşayan her bir üyesi için, her bir kişi için ayrım yapılmadan söz konusu olan, söz konusu edilmesi gereken haklardır. İnsan hakları konusu bir ülkenin ya da toplumun iç işi değildir. İnsan hakları, insanın onuru nerede, hangi ülkede, kıtada, şehirde çiğneniyorsa bu, dile getirilir, eleştirilir, karşı çıkılır ve buna karşı mücadele edilir. Çünkü insan her yerde insandır. Her yerdeki insan aynı değerdedir. Bir yerde bir insanın onurunun çiğnenmesi insanlığın onurunun çiğnenmesi anlamına gelir. İnsan hakları bu nedenle evrensel haklardır. Bu nedenle, bir ülkenin insan hakları konusunda eleştirilmesi onun “iç işlerine burun sokmak, karışmak” anlamına gelmez. İnsan haklarının eleştirisi için girilemeyen coğrafik sınırlar olamaz. Bu konu bir ülke ya da bölgeyi değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir meseledir çünkü.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Haklar ile özgürlükler ilişkisi de insan hakları bağlamında tartışılan konular arasındadır. Temel hakların olduğu ve korunduğu yerde özgürlükler olur. Haklar olmadan özgürlük olmaz. Haklar, bize özgürlük alanları yaratır, özgürlüğün yolunu açar. Örneğin, kişi, düşüncelerini açıkladığı için çeşitli açılardan zarar görmüyorsa, yani dokunulmazlık/güvenlik hakkı varsa, orada düşünce özgürlüğü de var demektir. Güvenlik, yaşama ve dokunulmazlık hakkı olmadan, bu haklar korunmadan özgürlükler olamaz. Kısaca, haklar ve özgürlükler bir bütünün iki parçası gibidir ve haklar olmadan özgürlükler olamaz.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kuşkusuz, haklar-sorumluluklar ilişkisi de irdelenmesi gereken bir başka boyuttur. İnsan olmak için haklarımızın olması nasıl gerekliyse, bu hakları gerçekleştirmede bazı ödevlerimiz ve sorumluluklarımız da vardır. Tıpkı özgürlük kavramı için dile getirdiğimiz, “başkasının özgürlük alanına girmeme/dokunmama” ölçüsü haklar için de geçerlidir. Kısaca, bizim haklarımız başkalarının haklarını yok etmemelidir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan hakları çoğunlukla siyasal bir sorun olarak görülüp, kabul ediliyor ve dolayısıyla siyasal-ideolojik zeminde tartışılıyor. Evet, insan hakları elbette siyasal bir kavram ve konudur. Ve insan haklarını elde etmede siyasete çok iş düşer; belki de en çok o uğraşır bunula. Ama insan hakları, sadece siyasal bir konu değildir; onunla özdeşleştirilmemelidir. Bir başka deyişle, insan haklarını, sadece kimi siyasal ve ideolojik amaçlara ulaşmanın, yani siyasal mücadelenin bir aracı olarak görmek doğru değildir. İnsan hakları bunu da içeren ama bunun ötesinde anlamı ve çerçevesi olan bir kavramdır. Doğrudan insan olma ile ilgili ve yaşamın tam ortasında. Bu nedenle siyasal boyut insani, felsefi, etik ve hukuksal boyut ile birlikte düşünülmelidir. Felsefi ve hukuksal temellendirmesi yapılmadan insan haklarına ilişkin siyasal mücadele de doğru biçimde verilemez çünkü. Ne olduklarını, kaynaklarını ve önemini bilmeden ve onlara yönelik koruma isteği oluşmadan insan haklarını koruyamayız. Kabaca söylemek gerekirse, insan haklarının yaşama geçirilebilmesi önce etik ilkelerinin belirlenmesi (felsefi temellendirme), ardından bu ilkeler temelinde doğru bir hukuksal çerçevenin oluşturulması (anayasa, yasalar, yönetmelikler vb.) ve sonra da siyasal mücadelesinin verilmesi gibi bir aşamalı yöntem akla yakın görünmektedir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan haklarını koruması gereken en başta devletlerdir. Bu haklar çağdaş anayasa ve yasalarla güvence altına alınmalıdır. Ancak ne yazık ki bu konuda en sorunlu alan genelde burasıdır. İnsan haklarının elde edilmesi ve korunması konusunda uluslararası kuruluşların (insan hakları mahkemesi, uluslararası insan hakları dernekleri, kuruluşları vb.), ulusal sivil toplum kuruluşlarının (siyasi partiler, ilgili dernekler, sendikalar, vakıflar vb.) ve tabi bireylerin çabaları da çok önemlidir. Ve elbette kişilerin ilköğretimden itibaren tüm eğitim süreçlerinde insan hakları dersi alması, insan hakları eğitiminden geçmesi, bu konuda duyarlı ve sorumlu davranmalarında önemli bir bilinç temeli oluşturacaktır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Dünyanın, insan haklarını neden hala gerçekleştiremediği, bu sorunu niye çözemediği ve milyonlarca insanın birçok ülkede neden hala bu haklardan yoksun yaşadığı sorusu çok önemlidir. Evet, doğru felsefi temellendirmeler, en iyi hukuksal çerçeve ve yasal güvenceler çok önemlidir ama sorun genellikle bunların hayata geçirilmesine, uygulanması, daha doğrusu “uygulanamaması” meselesine gelip dayanıyor. İşte bu noktada, siyaset, doğru yönetilen siyasal çabalar büyük önem taşıyor.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yazıyı bitirmeden altını çizmemiz gereken bir ayrıntı da şudur: İnsan hakları kavramının ve çabalarının, özellikle soğuk savaş döneminde ABD ve NATO bloğunun, doğu bloğu ülkelerine karşı kullandığı bir araç olarak ortaya çıktığı, bu işlevi gördüğü gibi yaklaşım ve eleştiriler yapılmıştır. Bu eleştiriler başlangıç için belirli ölçüde doğru da olsa, Kuçuradi Hocanın dediği gibi, bugün, insan hakları düşüncesi kendi başına en değerli insan başarılarından birisidir. İnsan hakları kavramına, en azından, böyle bakmak gerekir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ayrıca, yazıda sıkça söylediğimiz gibi, insan hakları, insan olmanın, insanca yaşamanın, korku, yoksunluk ve yoksulluklardan uzak yaşamanın, insanın kendine özgü olanaklarını gerçekleştirebilmesinin aracıdır. İnsan hakları, insanın insan olabilmesi ile ilgili haklarıdır ve bu haklar insanı, insanın değerini ve onurunu korur. İnsan haklarının olmadığı yerde insan onurundan söz edilemez.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Televizyondaki vatandaş, “İnsanız, insanca yaşamak istiyoruz! Bu bizim hakkımız!” derken, söylediği aslında budur.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Halen yaşadığımız savaşları, milyonlarca kişinin çeşitli nedenlerle ülkelerini terk etmek zorunda kaldığı göçleri, çözülemeyen açlık sorununu, terörü ve insanlığın çektiği eziyetleri, haksızlıkları gördükçe, ne yazık ki, insan haklarına dayalı dünya özleminin bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu nedenle, insanı ve insan olmayı savunmanın insan haklarını savunmaktan geçtiğini unutmamak gerekiyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> – Son – </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kaynakça:</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsan Haklarının Felsefi Temelleri. Haz. İoanna Kuçuradi. Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu, 2009.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Tepe, H. (2018). İnsan Hakları Felsefesi. Ankara. BilgeSu.</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Trevor-Cole_2.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group36770"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Trevor-Cole_2.jpg" alt="Trevor Cole_2" width="2048" height="1366" class="aligncenter size-full wp-image-36769" /></a><br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´in bu yazısı ilk kez 21 Mayis 2022 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>Kaynak:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff; text-decoration: underline;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2022/05/21/insan-haklari-insaniz-insanca-yasamak-istiyoruz/" target="_blank">İnsan Hakları: “İnsanız, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!”</a></span></span></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Blog:</strong> <span style="color: #0000ff; text-decoration: underline;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com" target="_blank">https://bulentyilmazblog.wordpress.com</a> </span></span></span><br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>İletişim:</strong><br />
<strong>Hacettepe Üniversitesi</strong><br />
<strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz</strong><br />
Edebiyat Fakültesi<br />
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı<br />
06532 Beytepe, Ankara<br />
Tel: 90 312 297 82 00 &#8211; 05<br />
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´e çok teşekkür ederiz. Elinize ve kaleminize sağlık! </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Görsel / Picture thanks to © Courtesy of Trevor Cole (Ireland) </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insan-haklari-insaniz-insanca-yasamak-istiyoruz/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: İnsan Hakları: &#8222;İnsanız, İnsanca Yaşamak İstiyoruz!&#8220;</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-insan-haklari-insaniz-insanca-yasamak-istiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Bülent Yılmaz: &#8222;Günah Keçisi” Kültürü</title>
		<link>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-guenah-kecisi-kueltuerue/</link>
		<comments>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-guenah-kecisi-kueltuerue/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jun 2023 22:50:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cigdem Guel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Prof. Dr. Bülent Yılmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.interkulturellhochbegabte.de/?p=34416</guid>
		<description><![CDATA[<p>Fotoğraf, Edirne/Türkiye´de ikamet eden değerli fotoğrafçımız Yılmaz Aynalı Bey&#8217;in izniyle paylaşılmıştır. Yılmaz Bey&#8217;e çok teşekkür ederiz. &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; TÜRKİYE &#8211; ANKARA &#160; &#160; Hacettepe Üniversitesi &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz Ankara &#8211; 08. [&#8230;]</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-guenah-kecisi-kueltuerue/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: &#8222;Günah Keçisi” Kültürü</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Yilmaz-Aynali.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group34416"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Yilmaz-Aynali.jpg" alt="Yilmaz Aynali" width="1365" height="1365" class="aligncenter size-full wp-image-34266" /></a></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 14px;"> Fotoğraf, Edirne/Türkiye´de ikamet eden değerli fotoğrafçımız Yılmaz Aynalı Bey&#8217;in izniyle paylaşılmıştır. Yılmaz Bey&#8217;e çok teşekkür ederiz.</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 50pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> TÜRKİYE &#8211; ANKARA </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Hacettepe Üniversitesi</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group34416"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" alt="prof dr bülent yılmaz_2" width="200" height="300" class="alignright size-full wp-image-32052" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </span></p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ankara &#8211; 08. Şubat 2022 </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="color: #ce0000;"><strong><span style="font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 38pt;"> “Günah Keçisi” Kültürü </span></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kendi hata, eksiklik, bilgisizlik, becerisizlik ve sorumsuzluklarımızdan kaynaklanan yanlışlarla yüzleşmek yerine, bunları hiç ilgisi olmayan kişilere/şeylere yükleyerek kurtulmaya çalışmak bir çözüm değildir ve sorunların sadece artmasına ve ağırlaşmasına neden olur. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> “Zonguldak-Kilimli sahil yolunun yapılmaya başlandığı tarihten bu yana deniz dalgaları tarafından üç kez ciddi biçimde zarar görmesi üzerine şirket çalışanları kurban kesti” haberini okuyunca aklıma “günah keçisi” efsanesi (mitolojik öyküsü) geldi. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bilindiği üzere, çeşitli toplumlarda değişik zamanlarda rastlanan günah keçisi kavramı, suçsuz olduğu halde üzerine başkalarının suçları yüklenen kişi ya da topluluğa verilen isimdir ve eski bir Yahudi ayinine/geleneğine dayanır. Scapegoat adı verilen, dilimize “günah keçisi” olarak çevrilen ve tarih boyunca birçok farklı kültürde görülen bu dini ritüel genellikle bir belayı defetmek ya da günahlardan arınmak için yapılırdı. Eski Ahit‘deki Kefaret Günü ayinlerinde keçi sürüsü içinden iki erkek keçi seçilirdi. Bunlardan biri Tanrı için kurban edilirdi. İsrail halkının o zamana kadar yaptığı bütün haksızlıkların, kötülüklerin, kısaca akla gelebilecek her türlü günahın yüklendiği, böylece insanları günahlarından arındıran diğer keçi ise ya çöle bırakılır ya da bir uçurumdan aşağı atılırdı. “Birinin suçlarını yüklenen başkası” demek olan “günah keçisi” kavramı işte bu törenden doğmuştur. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Antik Yunanistan’da veba ve benzeri afetleri hafifletmek ya da önlemek amacıyla “günah keçisi” olarak insanlar kullanılırdı. Atinalılar, Thargelia Şenliği’nde bir kadın ve bir erkek seçer, şölenden sonra bu çifti kentte dolaştırır, ince yeşil dallarla dövüp, kent dışına sürer ve orada büyük olasılıkla taşlarlardı. Böylece kentin bir yıl boyunca kötü şanstan korunacağına inanılırdı. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ve günümüzde, bugünkü bireysel ve toplumsal yaşamlarımızda günah keçisi kavramı ile ilişkilendirebileceğimiz ve yaşadığımız, tanık olduğumuz onlarca örnek bulmak olanaklıdır. Yukarıda söz ettiğimiz bozulan karayolu örneği onlardan sadece birisidir. Örneğin, kaza yaparız suç karşıdakindedir; sınavdan kötü not alırız suç öğretmendedir; birini kırarız üzeriz hata ondadır; kurumu iyi yönetemeyiz kusur çalışanlardadır; ürettiğimiz malzeme ya da hizmet kötüdür, kısa sürede bozulur hata kullanandadır; oturduğumuz bina depremde, selde, fırtınada zarar görür yıkılır, ölümler olur, sorumlusu kaderdir; herhangi bir konuda yanlış yaparız, çalarız, öldürürüz suç şeytandadır, bizi o kandırmıştır, ona uymuşuzdur; ilişki evlilik kötü gider kusur diğerindedir; futbol maçını kaybederiz suçlu hakemdir; ekonomi, eğitim, kültür, politika, spor, sanat, yönetim ve ticarette başarısız oluruz, suç, hata bizde değil başkalarındadır gibi… </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Dürüstçe düşünelim. Bireysel ve toplumsal hayatlarımızda, ilişkilerimizde yanlış giden her şey için yukarıda yazdığımız-yazamadığımız türden bilerek ya da bilmeden sayısız günah keçisi arayıp, bulup, yaratmıyor ve kullanmıyor muyuz? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisinin türleri var tabi. Kişisel, toplumsal, ekonomik, siyasi, ideolojik, cinsel, dinsel, türsel, ırksal, ulusal, etnik, dilsel, tarihsel vb. birçok nitelikte günah keçisi yaratmak, yetiştirmek ve kullanmak mümkün! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Peki, insanlar tarih boyunca, aslında kendilerinin olan, kendilerinden kaynaklanan suçları, hataları neden başkalarına yüklemek istemiş ve yükleye gelmiştir? Kendi sorumsuzluğunun, eksikliğinin, beceriksizliğinin bedelini niye hiç ilgisi olmayanlara ödetmeye çalışmıştır? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Aslında bunun nedenleri tahmin etmek çok zor olmasa gerek. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> En başta gelen neden, ortaya çıkan bir yanlıştaki sorumluluğumuzu, payımızı, suçumuzu, hatamızı ve beceriksizliğimizi gizlemek, örtmeye çalışmaktır. Böylece olası bir suçtan, cezadan kurtulma düşüncesi, çabası ve yoludur. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yaptığımız kötülüklerden, yanlışlardan, çirkinliklerden, üzerimize yapışacak kirden kolayca arınma ve temizlenme yöntemidir günah keçisi bulmak. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Başkasını suçlama hastalığı ya da psikolojik savunma mekanizması geliştirme isteği de nedenler arasında olabilir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi yaratmada ötekileştirme eğilimlerimiz ve kompleksli yapımız da etkendir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Genelde kurban anlayışına sahip olmak da bir nedendir muhtemelen. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Önemli nedenler arasında eleştirel ve bilimsel-mantıksal bakış eksikliği, biat kültürü ve sürü psikolojisini sayabiliriz. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ve günah keçisi yöntemi, sorunlardan ve sorumluluklardan bir kaçış yolu olduğu için çok çekicidir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi yaratmak ve suçları ona yüklemek toplumsallaştığında, toplumsal yaygınlık kazandığında bir kültür, yani yaşam biçimi haline gelmiş olur. Buna “günah keçisi kültürü” denebilir. Bu kültürün egemen olduğu toplumlarda doğan ve büyüyenler ister istemez bu kültüre göre düşünüp davranırlar. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sıraladığımız bu özelliklere ve yapıya sahip bireyler ile toplumların günah keçileri de çok olacaktır. İlkel bir yaşam anlamına gelir bu. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi kültürünün sonuçları nedir, bireysel ve toplumsal yaşamda neye yola açar peki? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> En başta, çok ciddi etik bir sorundur kendi suçunu, hatanı, kusurunu hiç ilgisi olmayan suçsuz bir insana, topluluğa ya da varlığa yüklemek, ona zarar vermek, acı çektirmek. Çünkü seçtiğimiz günah keçisini sonunda kurban ederiz, yok ederiz. Acımasızlıktır bu. Bir boyutuyla da yalancılıktır. Birini günah keçisi olarak seçmek, ona kötülük yapmaktır. Suçsuz birisine haksız biçimde bedel ödetmek, onu uçurumdan aşağıya atmaktır. Tüm bunlar etik dışı, ahlâk dışı yaklaşım ve davranışlardır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bilinçsizce yapılıyorsa gerçeği görememek, gerçeklikten kopmak ve uzaklaşmaktır günah keçisi kültürü. Bilinçli biçimde yapılıyor ise sahtekârlık. Doğruyu, gerçeği bilerek saptırmak yani. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Hatalara, yanlışlara günah keçisi bulmak bizde ve toplumda, yanlışı yapanda sorumsuzluk bilinci, duygusu ve yapısı geliştirir. İşlediği hiçbir suçun sorumluluğunu üstlenmez ve sorumluluğu başkalarına yükleyeceğini bildiği, planladığı için suç işlemeyi, hata yapmayı sürdürür. Bunda bir sorun görmez. Bir anlamda, suç işleme özgürlüğüne dahi kavuşabilir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi kültürü bireysel ve toplumsal yaşamda sorunların gerçek nedenini ve dolayısıyla doğru çözümleri görmemizi engeller, körleştirir. Başarısızlığa, yanlışlara hayali, soyut, olmayan gerekçeler, nedenler yaratmaya çalışırız. Dolayısıyla günah keçisi yaklaşımının en olumsuz sonucu sorunları çözememek, biriktirmek ve ağırlaştırmaktır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi yaratmak bir kaçıştır aynı zamanda; sorunlarla, gerçeklerle yüzleşmek yerine onlardan kaçış. Rahatlatır belki ama bu, geçici ve sahte bir rahatlıktır. Daha büyük sorunlara doğru yol alırız günah keçimizle. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sorunlara, yanlışlara günah keçisi ile çözüm bulmaya çalışmak ilkelliktir. Yüzyıllar öncesinden gelen bir ilkellik. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi ötekileştirmeyi, şeytanlaştırmayı, dışlamayı, şiddeti, düşmanlaştırmayı getirir. Bizim dışımızda bir suçlu ve kötü yaratma çabasıdır bu. Suçlu dediğimiz kişilere de olumsuz özellikler yapıştırmak, yüklemek zorundayızdır bu çabada. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi kültürü kişileri ve toplumları sürüleştirir, cahilleştirir. Birey olmayı, kendin olmayı, eleştirel, sorgulayıcı bakmayı, kuşku duymayı, görmeyi, anlamayı, kavramayı, bilmeyi engeller. Çünkü her zaman hazır bir suçlu, hazır bir neden vardır. Günah keçisi varsa konu üzerinde derinliğine düşünmeye, sorgulamaya, kuşkulanmaya gerek yoktur. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi yaklaşımı birey ya da toplum olarak kendimizde hata, eksik, kusur, yetersizlik görmeyi, bunlara dayalı özeleştiri yapmayı, kendimizi tanımayı da engeller. Bu ise gelişimimiz önündeki en büyük sorun demektir. Yani günah keçisi kültürü geliştirmez, geriletir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Günah keçisi yaratmak bir yazarın da dediği gibi “suçlama hastalığına” tutulmamıza neden olabilir. Sürekli birilerini suçlar, hep kendi dışımızda suçlu arar, dururuz. Bu, bizde bir yapıya, hastalığa dönüşebilir gerçekten. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ve günah keçisi yaklaşımının bir başka ruhsal/psikolojik etkisi de hatalarımız, eksiklerimiz, kusurlarımız için yanlış savunma mekanizmaları geliştirmektir. Hatalarımız için yanlış, temelsiz, geçici savunma gerekçeleri bulmaya, rahatlamaya çalışmak, bir teselli yani. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu arada, biz günah keçileri yaratırken, başkaları da rahatlıkla bizi günah keçisi yapabiliyor bu kültürde. Yani bizim bir günah keçisi sürümüz varsa, pekâlâ biz de başkalarının günah keçisi sürüsünün üyesi oluveriyoruz. Kullanıyorsak, kullanılıyoruz da günah keçisi olarak. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Evet, bir günah keçisi sürümüz var ve onunla yaşıyor gibiyiz sanki. Her yanlışta bir keçiyi seçip kurban ediyoruz. Keçinin ne suçu var, o güzelim hayvanı suçsuz yere niye suçlu ilan edip, uçurumdan aşağı atıyoruz? Adını neden “günahkâr”a çıkarıyoruz? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yolu yanlış yaptık, hatalı yaptık, iyi düşünemedik, yapamadık diye niye o kuzuyu kesiyoruz? Suçu, sorumluluğu niye ona yüklüyoruz? Ne ilgisi var onun bu konuyla? Ağılında, otlağında masum masum yaşıyor zavallı! Ve bir gün birisi geliyor, “bizim yol bozuldu, suçlusu sensin, yürü bakalım seni kurban edeceğiz,” diyor! Trajikomik bir cahillik bu. Ve çok tehlikeli. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bireysel ve toplumsal miyopluk, körlüktür günah keçisi kültürü kısaca. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kuşkusuz bütün hata ve yanlışlarımızda suç hep bizdedir, buna neden olan dışsal etkenler, koşullar, başkaları hiç yoktur ve herkes mutlaka günah keçisi kültürü ile yaşar demiyoruz. Ancak olanı da görmezden gelemeyiz. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Peki, nasıl kurtulabiliriz günah keçisi kültüründen? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Aklı, mantığı, bilimi, sorgulayıcı, eleştirel ve bilimsel bakışı bir kültür ve yaşam biçimi haline getirerek elbette. Akıllı ve mantıklı yaşayarak. Bilgiyle ve düşünerek. Böyle yaşayabilen bireyler ve toplum yaratmanın yolu da dizgeleştirilmiş bilimsel eğitim ile nitelikli kültür-sanattan geçer. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Galiba önemli olan, “her birimizin az ya da çok bir keçi sürüsüne sahip olup olmadığımız ve gerekli gördüğümüzde zavallı keçilerden birini seçip, suçlarımızı yükleyerek uçurumdan aşağı atıp atmadığımız” sorusunu dürüstçe yanıtlamaktır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ve günah keçisi yaratmanın kendimizi temizlemek ve arındırmak için başkalarını kirletmek olduğunu unutmamaktır mesele. </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kaynakça: Campbell, Charlie. (2020). Günah Keçisi: Başkalarını Suçlamanın Tarihi.  Çev: Gizem Kastamonulu. İstanbul: İthaki Yayınları, </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: roboto, verdana, arial, helvetica; font-size: 16px; color: #0000ff;"> <a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://seyler.eksisozluk.com/surekli-kullandigimiz-gunah-kecisi-deyimi-nereden-geliyor" target="_blank">https://seyler.eksisozluk.com/surekli-kullandigimiz-gunah-kecisi-deyimi-nereden-geliyor</a> </span></span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: roboto, verdana, arial, helvetica; font-size: 16px; color: #0000ff;"> <a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://www.internethaber.com/gunumuzun-gunah-kecisi-kim-1228334y.htm" target="_blank">https://www.internethaber.com/gunumuzun-gunah-kecisi-kim-1228334y.htm</a> </span></span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: roboto, verdana, arial, helvetica; font-size: 16px; color: #0000ff;"> <a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat/kecinin-gunahi-ne-41545240" target="_blank">https://www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat/kecinin-gunahi-ne-41545240</a> </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Wikipedia </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´in bu yazısı ilk kez 25 Ocak 2022 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>Kaynak:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2022/01/25/gunah-kecisi-kulturu/" target="_blank">&#8222;Günah Keçisi” Kültürü&#8220;</a></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Blog:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com" target="_blank">https://bulentyilmazblog.wordpress.com</a> </span></span></span><br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>İletişim:</strong><br />
<strong>Hacettepe Üniversitesi</strong><br />
<strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz</strong><br />
Edebiyat Fakültesi<br />
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı<br />
06532 Beytepe, Ankara<br />
Tel: 90 312 297 82 00 &#8211; 05<br />
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´e çok teşekkür ederiz. Elinize ve kaleminize sağlık! </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-guenah-kecisi-kueltuerue/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: &#8222;Günah Keçisi” Kültürü</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-guenah-kecisi-kueltuerue/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Rusya-Ukrayna Savaşına İnsan Gözü ile Bakmak</title>
		<link>https://www.interkulturellhochbegabte.de/rusya-ukrayna-savasina-insan-goezue-ile-bakmak/</link>
		<comments>https://www.interkulturellhochbegabte.de/rusya-ukrayna-savasina-insan-goezue-ile-bakmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2022 22:58:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cigdem Guel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Krieg]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Bülent Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[War]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.interkulturellhochbegabte.de/?p=35579</guid>
		<description><![CDATA[<p>Bu fotoğraf, Almanya´da ikamet eden değerli üyemiz © Sabra Aicha Demir´e aittir. Kendisinin bize vermiş olduğu izniyle paylaşılmıştır. Sevgili Sabra´ya çok teşekkür ederiz. &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; TÜRKİYE &#8211; ANKARA &#160; &#160; Hacettepe Üniversitesi &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; [&#8230;]</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/rusya-ukrayna-savasina-insan-goezue-ile-bakmak/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Rusya-Ukrayna Savaşına İnsan Gözü ile Bakmak</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Sabra-Aicha-Demir.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group35579"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Sabra-Aicha-Demir.jpg" alt="Sabra Aicha Demir" width="1260" height="1020" class="aligncenter size-full wp-image-35580" /></a></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 14px;"> Bu fotoğraf, Almanya´da ikamet eden değerli üyemiz © Sabra Aicha Demir´e aittir. Kendisinin bize vermiş olduğu izniyle paylaşılmıştır. Sevgili Sabra´ya çok teşekkür ederiz.</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 50pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> TÜRKİYE &#8211; ANKARA </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Hacettepe Üniversitesi</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group35579"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" alt="prof dr bülent yılmaz_2" width="200" height="300" class="alignright size-full wp-image-32052" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </span></p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ankara &#8211; 09 Nisan 2022 </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="color: #733f3f;"><strong><span style="font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 36pt;"> Rusya-Ukrayna Savaşına İnsan Gözü ile Bakmak </span></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Rusya-Ukrayna Savaşı bütün acılarıyla birlikte ikinci haftasını doldururken hem dünyada hem Türkiye’de çeşitli boyutlarıyla tartışılmaya devam ediyor. Savaşın özellikle ekonomik, politik, askeri nedenleri ve olası sonuçları öne çıkarılarak yapılan değerlendirmelerde bir başka tartışma boyutu da bu savaşa karşı, savaş karşıtı kişisel-toplumsal “doğru” tutum ve tavrın nasıl olması gerektiği yönündedir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Genelde devletlerin ve uluslararası ekonomik, politik, askeri ve ticari örgütlerin Rusya’ya karşı yaklaşımları ağır ekonomik, ticari, politik ve diplomatik yaptırımlar ve kısıtlamalar niteliğindedir. Bunun dışında, ulusal ve uluslararası çeşitli bilim, kültür, sanat, spor kurumları/örgütleri de kendi alanlarındaki etkinlikler bağlamında Rusya’yı dışlayıcı ve sınırlayıcı bazı uygulamaları hayata geçirmektedir. Ancak kültür-sanat alanına ilişkin olarak yapılan tartışmalarda genelde iki soru gündeme gelmektedir. İlki, savaş karşıtı tutum alma Rusya ile yapılan bilim-kültür-sanat-spor etkinliklerini de kapsamalı mıdır? Diğeri ise, eğer kapsayacaksa yaptırımlar için ölçü ne olmalıdır?</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Medyaya yansıyan kimi haberlere göre bilim, kültür, sanat alanlarındaki sınırlamalar Avrupa’daki bir üniversitede Dostoyevski dersini yasaklama, yine bu coğrafyada çalışan ünlü bir Rus orkestra şefinin ve kimi başka Rus sanatçı ve sporcuların işlerine son verme, yaptırımları Rus kedilere kadar götürme gibi tuhaf noktalara vardırıldığı anlaşılmaktadır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yukarıda sıralanan tartışma konuları bağlamında bu savaşa ilişkin en azından bizim kişisel yaklaşımımızı belirleyen, görebildiğimiz ve yok sayamayacağımız temel noktalar/gerçekler şunlar olmuştur:</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Her şeyden önce ve her şeyden önemlisi ortada binlerce çocuğun, gencin, kadının, erkeğin, sivilin, askerin, yani insanın öldüğü, acı çektiği, yok olduğu, ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldığı gözyaşı ve kan dolu bir savaş var. Görmemiz gereken temel gerçek budur. Savaş insanlık dışı bir şeydir. İlkesel olarak savaşa amasız-fakatsız karşı çıkmak gerekir. Topraklarına saldırılmadıkça hiç bir jeopolitik ya da stratejik gerekçe savaşı haklı kılamaz. İnsana yakışan, insanca olan savaş değil barıştır ve barıştan yana olmaktır. Unutulmamalıdır ki, savaşla barış arasında yapılacak bir seçim, Albert Camus’nun deyişiyle, cehennemle akıl arasındaki seçimdir. Cehennemi seçmenin sonuçlarını yüzyıllardır yaşamıyor mu insanlık?</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ortada herkesin gördüğü bir başka yalın gerçek de bir ülkenin diğer bir ülkeyi işgal etmesidir. Bunun adı emperyalizmdir. Bir ülkenin bir başka ülkeyi hangi nedenle olursa olsun işgal etmesi kabul edilmez bir şeydir. İşgal karşıtı tavır işgal eden ya da edilen ülkeye ve zamana göre değişmez, değişirse ikiyüzlülük olur. Ancak başkalarının zamana ve zemine göre gösterdikleri ikiyüzlülükler de bizim ikiyüzlülüğümüze neden olmamalıdır. Herkesin ayıbı kendinedir! Ve Kant’ın yaklaşımı ile söyleyecek olursak, akılcı ve insancıl ahlâk, bütün insanlık için doğru olanı istemeyi gerektirir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Tepkilerimiz işgal eden ülkenin bireylerine ve toplumuna değil devletine yönelik ve kurumsal düzeyde olmalıdır. Yani savaş zamanlarında dahi devletlerle toplumları aynı kefeye koymamalı, devletle-toplum/birey ayrımını yapabilmeliyiz. İşgal eden ülkenin de sıradan ya da bilim insanı, sanatçı, sporcu gibi sivil bireylerine yönelik şiddet, ayrımcılık, ceza, yaptırım vb. doğru değildir ve yapılırsa bunun adı ırkçılık olur. Hele hele evrensel kültürün vazgeçilemez parçası olmuş bilim, kültür, sanat, edebiyat, müzik vb. gibi insani zenginliğe, uygarlığa anlamlı katkılar sağlamış, o ülkenin değerlerini, birikimlerini, kültürünü, insanlarını yok saymak, dışlamak kabul edilemez ve en hafif deyimiyle saçmadır.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ancak ekonomik, politik, diplomatik vb. dışında savaşı durdurmaya yardımı olacak her türden tavır ve yaptırıma da olumsuz bakamayız. Bilim-kültür-sanat etkinlikleri de buna dahildir. Bir kültür insanı ya da sanatçının savaşı durdurmada tek gücü ve aracı yine kültür-sanattır. O, savaş yokmuş ve orada insanlar acı çekmiyormuş, ölmüyormuş gibi, savaş “çok da sorun değil, biz işimize bakalım!” der gibi, savaşın sorumlusu ülkeye, sorumlusu değilmiş, “savaş başka, kültür-sanat başka” gibi davranamaz. En başta vicdanı, etik ilkeleri elvermez buna insanın. Savaşa neden olanları ve savaşı meşrulaştırmak, saldırganı görmezden gelmek olur bu. Bu yüzden, savaşı durdurmaya katkısı olacaksa, bilim, sanat, kültür, spor etkinliklerinin iptal edilmesi, kurumsal düzeyde sınırlamalar getirilmesi, yaptırımlar uygulanması bize yanlış görünmemektedir. Böyle yapıyorlar demiyoruz elbette ama savaşta insanlar ölürken, çocuklar çığlıklar atarken bilim-kültür insanı ve sanatçılar da savaş yokmuş gibi ıslık çalmayı sürdüremez!</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ancak yine vurgulamakta yarar var: Söz konusu savaş karşıtı tavır çeşitli ülkelerde çalışan Rus kökenli vatandaşlara karşı ayrımcılık ve ceza, Rus kültür-sanatını dışlama/ötekileştirme, yani ırkçılık noktasına asla getirilemez, getirilmemelidir.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Konunun ekonomik, politik, askeri ve ticari pek çok nedeni olabilir. Bunları yok sayamayız ancak bunlar bizim tartışabileceğimiz uzmanlık alanları değildir. Zaten bunu yapan binlerce uzman var! Ve bu nedenler üzerinden yapılan tartışmalarda insanı gözden kaçıran, onu bir ayrıntı gibi gören, konuyu ekonomik-siyasi-askeri “kazanç-kayıp” bakış açısıyla değerlendiren binlerce uzman!</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İşte bu yüzden ve hep dediğimiz gibi, toplumsal hayatın hemen her alanında, savaşta-barışta, o ülkede-bu ülkede, o zamanda bu zamanda, o insanlar-bu insanlar için, hiç farketmez, “doğrunun ölçüsü insandır” ve “insan araç değil amaçtır” ilkelerini söyleyebildiğimiz, benimsediğimiz ve hayata geçirebildiğimiz oranda doğru tutum ve davranışları gösterebilir, insanlaşabiliriz.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Batıcı, doğucu, NATOcu, Rusyacı, Avrasyacı, Çinci vb. olmaya, olaya bu gözlüklerle bakmaya gerek yoktur. İnsancıl olmak, insan olmak, “insan gözü” ile bakmak yeter de artar bile.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;">  Kısaca, “esas olan insandır ve gerisi teferruattır” diyebilmektir doğru tutumların kaynağı!</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´in bu yazısı ilk kez 11 Mart 2022 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>Kaynak:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2022/03/11/rusya-ukrayna-savasina-insan-gozu-ile-bakmak/?fbclid=IwAR14LymOT699QfgL9L5_eUiW5pGIzYuPH3aVRAyh1F7bZBkdBMVcSpdZ9vQ" target="_blank">Rusya-Ukrayna Savaşına İnsan Gözü ile Bakmak</a></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Blog:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com" target="_blank">https://bulentyilmazblog.wordpress.com</a> </span></span></span><br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>İletişim:</strong><br />
<strong>Hacettepe Üniversitesi</strong><br />
<strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz</strong><br />
Edebiyat Fakültesi<br />
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı<br />
06532 Beytepe, Ankara<br />
Tel: 90 312 297 82 00 &#8211; 05<br />
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´e çok teşekkür ederiz. Elinize ve kaleminize sağlık! </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/rusya-ukrayna-savasina-insan-goezue-ile-bakmak/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Rusya-Ukrayna Savaşına İnsan Gözü ile Bakmak</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.interkulturellhochbegabte.de/rusya-ukrayna-savasina-insan-goezue-ile-bakmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Çocuklara öldürmeyi öğretmeyin!</title>
		<link>https://www.interkulturellhochbegabte.de/cocuklara-oelduermeyi-oegretmeyin/</link>
		<comments>https://www.interkulturellhochbegabte.de/cocuklara-oelduermeyi-oegretmeyin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Dec 2021 23:55:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cigdem Guel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Allgemein]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Bülent Yılmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.interkulturellhochbegabte.de/?p=33054</guid>
		<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; TÜRKİYE &#8211; ANKARA &#160; &#160; Hacettepe Üniversitesi &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz Ankara &#8211; 21 Kasım 2021 &#160; &#160; &#160; &#160; Çocuklara öldürmeyi öğretmeyin! &#160; Gazetedeki fotoğrafı görüp, haberi okuyunca dehşet [&#8230;]</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/cocuklara-oelduermeyi-oegretmeyin/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Çocuklara öldürmeyi öğretmeyin!</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Guru-Charan2.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group33054"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Guru-Charan2.jpg" alt="Guru Charan" width="1260" height="1053" class="aligncenter size-full wp-image-33090" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 50pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> TÜRKİYE &#8211; ANKARA </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Hacettepe Üniversitesi</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><span style="font-size: 48pt; font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group33054"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/prof-dr-bülent-yılmaz_2.jpg" alt="prof dr bülent yılmaz_2" width="200" height="300" class="alignright size-full wp-image-32052" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </span></p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ankara &#8211; 21 Kasım 2021</span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="color: #ce0000;"><strong><span style="font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 38pt;"> Çocuklara öldürmeyi öğretmeyin! </span></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Gazetedeki fotoğrafı görüp, haberi okuyunca dehşet duygusunun ötesinde aklıma gelen ilk soru şu oldu: İnsanoğlunun hayatında neden hâlâ silah var, silahsız yaşayamaz mıyız? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsanoğlu yaklaşık 50.000 yıl önce ilk saplı taş baltayı, yani bir silahı yapmış. (Tarihteki ilk örnek halen Avustralya Arkeoloji Müzesi’ndedir.) </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yıl 2021, yetişkin bir adam 5 yaşındaki çocuğun eline silah tutuşturmaya ve tetiği çektirmeye çalışıyor. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sahi, insan hayatında silah neden var? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İlkel insan, adı üzerinde ilkel; ilk insan, henüz gelişmemiş, bir sürü tehlike karşısında karşısında güçsüz. Hayatta kalabilmesi, kendini koruyabilmesi, av avlayabilmesi için ilkel silahlar yapmış. Silah, onun varlık koşulu. Anlaşılır bir şey. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Peki, ya şimdi? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Silahsız var olamaz mıyız? Var olamıyorsak 50.000 yıl öncesi insanından farkımız nedir? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Silah insanoğlunun neden hâlâ vazgeçemediği bir araç? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Silah nedir? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Biliyorum, “çok safça bir soru” diye düşünenleriniz olacaktır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Korunmak, düşmanı korkutmak, yenmek, güçlü olmak, hayatta kalmak, kültür, gelenekler vb. nedenler akla geliyor hemen. Bunlar için, yani güçlü olmak için silaha gereksinim duyuyorsak güçlü değiliz demektir. Silah ilkel insan için güçtü. Şimdi güç dediğimiz şey akıldır, bilimdir, sanattır, teknolojidir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Peki, silah nedir? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Hiç süslü laflara gerek yok; silah dediğimiz aracın çağrıştırdığı, ifade ettiği, temsil ettiği, gerçekleştirdiği tek bir kavram ya da gerçek vardır: Ölüm. Daha doğrusu “öldürmek.” Silah öldürmek için vardır. Silah varsa öldürmek ve öldürülmek vardır. Bir Rus atasözünde dendiği gibi: Tiyatro sahnesinin duvarında bir silah asılıysa mutlaka patlar! Silah, ölüm demektir. Öldürmek uygar insana yakışmaz. Öldürmek ilkel bir eylemdir. Aslolan yaşamak ve yaşatmaktır. Silahı kabul etmek ve yüceltmek, öldürmeyi kabul etmek ve yüceltmektir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Silahı ve öldürmeyi nasıl yüceltiriz? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu insana yakışır mı? İnsana yaşatmak yakışmaz mı? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> “Ütopya bu!” dediğiniz duyar gibiyim. Olabilir. Ama siz soru için ne diyorsunuz? Silah ve öldürmek insana yakışır mı? İnsanca mı bu? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Hemen tüm ülkelerin, ulusal bayramlarında yüzlerce, binlerce tank, top, uçak, savaş gemisi gibi silahlarını göstermesi, bunlarla övünmesi, gururlanması nasıl yorumlanmalı? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Elinde tüfeği, belinde zevk için ve sözüm ona “spor olsun” diye öldürdüğü zavallı kuşların asılı olduğu kemerle poz veren “avcı”ya ne demeli? (Evet, hayvanları zevk için öldürmeye “avcılık sporu” deniyor ve resmi federasyonu dahi var!) </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ya da boğalara kılıçlar saplayıp, işkence ile öldürmeye gelenek ve eğlence deyip geçebilir miyiz? Bunu nasıl kabul ederiz? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsana öldürmek mi yakışır, yaşatmak mı? Depremden üç gün sonra bir bebeğin kurtarılması mı insanı uygarlaştırır, bir alışveriş merkezine atılan bomba ile onlarca insanın öldürülmesi mi? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> İnsanı bilgi mi insanlaştırır, silah mı? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ve silahı yüceltme çocuklukta başlar. Çocuğun oyuncak silahları, gittiği düğünlerde gördüğü ve atışlarını duyduğu silahlar, yaşadığı, gördüğü savaşlar, televizyon dizilerinde gördüğü silahlı amcalar, en sevdiği sporcuların tişörtlerinde, dövmelerinde gözüne takılan silah resimleri vb. birçok olumsuz uyarıcı ve özendirici var. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yapmayın ne olur! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Çocukları, gençleri silahın oyuncağından, gerçeğinden, fotoğrafından, filminden uzak tutun. Sakın ellerine vermeyin. Silah bir zevk olamaz, silahla oyun olmaz, eğlence olmaz. Çünkü öldürmek bir zevk ve oyun olamaz. Silah öldürmek demektir. Öldürmek ilkel ve vahşi şeydir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ayrıca dünyada silaha ayrılan para ile açlık, eğitim ve sağlık sorunlarının yok edilebileceğini hepimiz biliyoruz değil mi? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Haberde yazdığına göre, o yetişkin adam, eline tutuşturduğu silahın tetiğini çektirip, ateş de ettirmiş çocuğa. Bunu öğretmiş ona. Bunu yapmış. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> O adam keşke top oynasaymış o çocukla, saklambaç, yakalamaca oynasaymış; satranç öğretseymiş keşke. El ele çimenlerde koşsaymışlar keşke. Oturup, güzel bir masal ya da öykü okusaymış ona. Resim çizdirseymiş ya da. Şarkı söyleseymişler, dans etseymişler keşke. Köpeklerle şakalaşabilirlerdi, kuş seslerini taklit edebilirlerdi aslında. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Keşke silahı o çocuğa göstermeseymiş, eline vermeseymiş. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bu çok kötü olmuş. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Her gün onlarca silahlı yaralama, cinayet yaşadığımız ülkemizin geleceği için bu çok kötü olmuş. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kadınlarımızın silahla acımasızca öldürüldüğü ülkemizin geleceği için bu çok kötü olmuş. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kimseye yakışmaz da, hele bir çocuğun eline verilmeyecek tek şey varsa o da silahtır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yapmayın ne olur! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Çocuklarınızın eline silah vermeyin. Çocuğun eline verilen her silah onun yüreğine ve bilincine kötülük tohumları, nefret ve şiddet duyguları eker. Öldürmeyi öğretirsiniz ona. Bu korkunç bir şeydir. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yapmayın bunu! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Silah insan hayatına, insana hiç yakışmayandır. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Kalem verin eline, kitap verin, çiçek verin, elinizi verin ona, bilgi ve sevgi verin. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ama silah vermeyin! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Öldürmeyi değil, sevmeyi ve yaşatmayı öğretin o minik çocuğa! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Yoksa yazık edersiniz ona, ülkeye ve insanlığa! </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> &#8211; Son &#8211; </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Guru-Charan11.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group33054"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Guru-Charan11.jpg" alt="Guru-Charan1" width="960" height="686" class="aligncenter size-full wp-image-33088" /></a><br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´in bu yazısı ilk kez 6 Eylül 2021 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>Kaynak:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2021/09/06/cocuklara-oldurmeyi-ogretmeyin/" target="_blank">&#8222;Çocuklara öldürmeyi öğretmeyin!&#8220;</a></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Blog:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com" target="_blank">https://bulentyilmazblog.wordpress.com</a> </span></span></span><br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>İletişim:</strong><br />
<strong>Hacettepe Üniversitesi</strong><br />
<strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz</strong><br />
Edebiyat Fakültesi<br />
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı<br />
06532 Beytepe, Ankara<br />
Tel: 90 312 297 82 00 &#8211; 05<br />
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz bey´e çok teşekkür ederiz. Elinize ve kaleminize sağlık! </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Fotograflar sayın Guru Charan Bey´e aittir. Sayin Guru Charan bey´e teşekkürlerimizle&#8230;<br />
Kendisi Bangalor´da ikamet etmektedir. Bangalor, Hindistan&#8217;da Karnataka eyaletinin başkenti ve Asya&#8217;nın silikon vadisi olarak adlandırılan şehirdir. </span></p>
<p>&nbsp;<br />
<span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>Facebook:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://www.facebook.com/Guchaaa/photos" target="_blank">Guru Charan </a> </span></span></span><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/cocuklara-oelduermeyi-oegretmeyin/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Çocuklara öldürmeyi öğretmeyin!</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.interkulturellhochbegabte.de/cocuklara-oelduermeyi-oegretmeyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili!</title>
		<link>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-ask-uezerine-degil-ama-askla-ilgili/</link>
		<comments>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-ask-uezerine-degil-ama-askla-ilgili/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2021 22:57:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Cigdem Guel]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Prof. Dr. Bülent Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkey]]></category>
		<category><![CDATA[Türkisch]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.interkulturellhochbegabte.de/?p=32513</guid>
		<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili! &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Prof. Dr. Bülent Yılmaz Ankara &#8211; 27 Ağustos 2021 &#160; &#160; &#160; Evet, evet bu yazı aşk üzerine değil; aşk ile ilgili bir “vaka” örneği belki. “Örnek vaka” mı desek yoksa? Biliyorum, özellikle genç arkadaşlar arasından “yine [&#8230;]</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-ask-uezerine-degil-ama-askla-ilgili/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili!</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Oscar-Picazo4.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group32513"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Oscar-Picazo4.jpg" alt="Oscar Picazo" width="797" height="633" class="aligncenter size-full wp-image-32512" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;" align="left"><span style="color: #ce0000;"><strong><span style="font-family: Tahoma, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 46pt;"> Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili! </span></strong></span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<a href="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Prof.-Dr.-Bülent-Yilmaz.jpg" class="grouped_elements" rel="tc-fancybox-group32513"><img src="http://www.interkulturellhochbegabte.de/wp-content/uploads/Prof.-Dr.-Bülent-Yilmaz-400x400.jpg" alt="Prof. Dr. Bülent Yilmaz" width="200" height="200" class="alignright size-medium wp-image-32034" /></a><br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Prof. Dr. Bülent Yılmaz </span></p>
<p style="text-align: right;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ankara &#8211; 27 Ağustos 2021 </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Evet, evet bu yazı aşk üzerine değil; aşk ile ilgili bir “vaka” örneği belki. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;">“Örnek vaka” mı desek yoksa? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Biliyorum, özellikle genç arkadaşlar arasından “yine mi aynı şeyi söyleyeceksiniz?” diyenler olacaktır. Günümüzdekileri küçümseyip, “nerede o eski aşklar muhabbetine mi gireceksiniz?” yollu yakınmalar gelebilir!  Yok, yok öyle değil, merak etmeyin!  Geçmişe özlem, nostalji, geçmişteki kusurları görmeyip, geçmişi allayıp pullama, bugünü küçümseme değil yazacaklarım! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Neyse, uzatmayalım ve “sadede” gelelim! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Konu, değerli şairimiz Hasan Hüseyin Korkmazgil ve karısı ile ilgili. Geçen gün bir yazı okudum ve çok ilgimi çekti. Korkmazgil, bilirsiniz, “acıyı bal eyledik,” diyen şairimiz. Gerçekten ülkesi uğruna acı çekmiş, çektiklerine acıyı bal eyleyerek dayanmış belli ki. Zor, çok zor zamanlarda yine de iyiden, doğrudan, güzelden ve insandan yana yazmış hep. Umut olmaya çalışmış ülkesi için. 1984 yılında 57 yaşında Ankara’da veda etmiş yaşama.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Okuduğum yazıda ilgimi çeken nokta şu oldu: Karısı Azime Korkmazgil Hasan Hüseyin ile yürüdükleri yirmi yıllık yolun başlangıcı olan ilk bir yıllık süreçte (1963-1964) “birbirlerine her gün yazdıkları ve kavuşmaları sonrası ’kalın tahtadan yapılmış, içi çam sakızı kokulu’ asker valizine numaralayarak birlikte yerleştirdikleri mektupları” yayımlıyormuş. (G. U. Korkmazgil- Cumhuriyet Kitap, sayı: 1645. s.8). </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ne güzel! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Şimdi dikkat: Hasan Hüseyin, sevgilisine <strong>bir yıl içinde üç yüz yetmiş zarf dolusu bin sekiz yüz altmış sayfa, evet evet 370 mektup ve tam “1860” sayfa mektup yazmış. Sevgilisi, yani karısı da ona yüz seksen beş (185) zarf içinde bin üç yüz elli yedi (1357) sayfa mektup yazmış ve yüz on iki (112) karşılıklı telgraf çekilmiş</strong>.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Mektuplu günleri yaşayanlar, anımsayanlar bilir, kolay iş değildi mektup yazmak. Öyle şimdiki gibi bilgisayar tuşlarına vurarak, ekranda çıkıveren hazır sözcükleri tıklayarak falan olmuyordu. Kalem ile, el yazısı ile yazılıyordu. Zahmetliydi. Kağıt, kalem bul, zarf bul, postaneye git, kuyrukta bekle pul al yapıştır ve gönder. Sonra da yanıt beklemeye başla. Az buz iş değildi. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Evet, zaman geçti, koşullar değişti. Yazmak, yazışmak şimdi başka türlü yapılıyor. Elektronik mektuplaşma var artık. Eskisi gibi yapamayız elbette. Ama şunu düşünmeden ve sormadan edemiyorum açıkçası: Gerçekten şimdi sevgililer duygularını, yaşadıklarını bu kadar zahmete girerek elektronik yolla da olsa yazıyorlar mı birbirlerine? Yani 1860 sayfa tutacak kadar? Yoksa durumu sadece sessiz harfleri kullanarak, 140 karakterlik tweetlerle ve hatta yazmak yerine emojilerle mi “idare ediyorlar”? Bir yanağa öpücük emojisi, seni özledim, seni seviyorum emojisi ve iletişim tamam mı? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> “Yok, yazmıyoruz ama her gün, her an saatlerce konuşuyoruz biz de! Artık konuşma, hem de görüntülü konuşma zamanı. Oturup sayfalarca yazacak halimiz yok herhalde! Biz de böyle yaşıyoruz aşklarımızı! O zamanlar öyleymiş, şimdi de böyle!” deyip, “Herkes Hasan Hüseyin ya da Azime Hanım gib ve onlar kadar yazmak zorunda mı, her aşk öyle mi olmalı, her aşkın kendine özgülüğü, farklılığı yok mu, her şey değişirken aşklar aynı kalabilir mi?” gibi sorular duyar gibiyim. </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bilemiyorum, konunun uzmanı değilim. Ancak düşünüyor ve ben de soruyorum:  İçinde yaşadığımız hız, geçicilikler ve kolaycılıklar çağında aşkların da bundan nasibini almaması mümkün mü? Eğer öyleyse zahmetsiz, emeksiz, geçici, kolay olan aşk olur mu? Çağımızda aşka izin ve imkân var mı? Ve her şey değişse de aşkın çağlar boyunca değişmeyen bir özü yok mu? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Bizim cepheden de şimdiki gençler cephesinden de soru çok! </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ama ortada bir vaka var: Bir yılda yazılan ve 3217 sayfa tutan 555 mektup var! Aşk olmasa bu kadar olur muydu? Ve bu kadar zahmet, emek olmasaydı aşk olur muydu? </span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Derslerimde bazen öğrencilerime şakayla karışık söylüyorum: Size “seni seviyorum”u sesli harfleri bile kullanma zahmetine katlanmadan “Sn svyr!” gibi yazandan, bir de şiir okumayandan bir şey çıkmaz!</span></p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Ne dersiniz? </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> &#8211; Son &#8211; </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz Bey´in bu yazısı ilk kez 27 Ağustos 2021 tarihinde kendi blogunda paylaşılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>Kaynak:</strong> <span style="text-decoration: underline; color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com/2021/08/27/ask-uzerine-degil-ama-askla-ilgili/" target="_blank">Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili!</a></span></span></p>
<p><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong> Blog:</strong> <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://bulentyilmazblog.wordpress.com" target="_blank">https://bulentyilmazblog.wordpress.com</a> </span></span></span><br />
&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;" align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"><strong>İletişim:</strong><br />
<strong>Hacettepe Üniversitesi</strong><br />
<strong> Prof. Dr. Bülent Yılmaz</strong><br />
Edebiyat Fakültesi<br />
Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Başkanı<br />
06532 Beytepe, Ankara<br />
Tel: 90 312 297 82 00 &#8211; 05<br />
E-Mail: byilmaz@hacettepe.edu.tr</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Network´umuza vermiş olduğu değerli katkılarından dolayı saygıdeğer hocamız Sayın Prof. Dr. Bülent Yılmaz Bey´e çok teşekkür ederiz. Elinize ve kaleminize sağlık! </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family: roboto,verdana,arial,helvetica; font-size: 16px;"> Başlık altındaki görsel, ABD´nin Nevada eyaletinde Las Vegas kentinde yaşayan Meksikalı fotoğrafçı Oscar Picazo beye aittir. Kendisinin web sitemiz ve network kurucusumuz Çiğdem Gül´e vermiş olduğu genel izniyle paylaşılmıştır. Oscar Bey´e çok teşekkür ederiz. </span></p>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<p>Der Beitrag <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-ask-uezerine-degil-ama-askla-ilgili/">Prof. Dr. Bülent Yılmaz: Aşk üzerine değil ama aşkla ilgili!</a> erschien zuerst auf <a rel="nofollow" href="https://www.interkulturellhochbegabte.de">Intercultural Network For The Highly Gifted</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.interkulturellhochbegabte.de/prof-dr-buelent-yilmaz-ask-uezerine-degil-ama-askla-ilgili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
